|
ALKOLLÜ SÜRÜCÜ
Şairler
yalan söylemez, Ece Ayhan tanığımdır: 7 Kasım 1984 pazartesi
gecesi saat 21.00 - 00.30 arası birlikteydik. Bir duble rakı
içtim bu süre içinde, ardından çıkıp arabama bindim, Küçükyalı'dan
eşimi alıp eve döndüm.
Daha
doğrusu dönemedim. Bağlarbaşı kavşağına birkaç yüz metre kala,
Altunizâde karakolunun hemen karşısındaki köşede, karanlığın
içinden fosforlu bir "dur" işareti belirdi: Trafik kontrol.
Ehliyet ve ruhsat nasıl olsa tamam, sakin ve kendinden emin,
polis memuruna yanaştım. Oysa küçük bir sürpriz bekliyormuş
beni: Pusuya yatmış bir "alkol muayene aracı"nın kapısına
dikildiğimde birden aklıma birkaç saat önce içtiğim bir duble
rakı geldi.
Yanılmamışım:
Bir başka görevlinin ağzıma dayadığı o garip aygıta takılı
naylon tübe üflediğimde, göstergede % 20 yazdı. Bunu ben görmedim
tabii, bana sonuç bildirildi ve 1000 Tl. istendi. Herhangi
bir ödenti belgesi, herhangi bir fatura kesilmedi nedense,
arabamı "bağlayacaklarını" söyleyerek beni kibarca karakola
davet ettiler. Bu fasıl uzun sürmedi neyse ki: Gerekli işlemlerin
ardından, ertesi öğlen saat 13.00'de bir adet nüfus cüzdanı
örneği ve bir adet ikâmetgâh belgesiyle başvurmam söylendi,
karakoldan ayrıldık. Saat 02.10 olduğu için, karakolun yanında
anlayışla bekleyen taksilerden birine atlayarak eve döndük:
750 TL.
Sabah,
daha afyonum patlamadan muhtarı ziyaret ettim: Nüfus kağıdı
sûreti vermeye artık yetkisi olmadığını anlatması ve sorumluluk
alanında olan işlemlerin döküomünü yapması bir saatı aşmadı
bile. Sonunda, 40 TL karşılığında bir ikâmetgâh belgesi edinebildim.
Bunu, askeri ziyaretim izledi: Yarım saat içinde, 120 TL'ye
ikinci belgemi de tamamlamıştım. Büyük bir gönül rahatlığı
içinde, 60 TL'ye Altunizâde karakoluna gittim. Tam zamanında
vardığım için olacak, bir saat kadar bekledim*. Bir polis
memurunun eşliğinde, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığına gönderildik.
Bereket hava soğuk değildi: Yoksa, küçük kamyonetin arkasında
donabilirdik. Tabii daha kötüsü de olabilirdi: Yük yerine
biri polis memuru olmak üzere tam 10 kişiyi hayli tehlikeli
biçimde savcılığa götüren araç yolda trafik memuruna durdurtulabilir
ve işlemler yeniden başlayabilirdi. Ama talih bizden yanaydı,
kazasız belâsız savcılığa ulaştık.
İkinci
seans burada başladı. Önce 100'er TL ödeyerek, dosyalarımızı
satın aldık. Sonra kimlik kontrolü için beklemeye koyulduk.
Kontrolun başlaması, yapılması ve bitmesi yaklaşık bir buçuk
saat sürdü. Bize eşlik eden polis memurunu izleyerek, sebilâne
bardağı gibi mahkeme odasının önüne dikildik. Bu arada herkes
kendi serüvenini bütün ayrıntılarıyla ortaya döktü. Bizi kamyonetle
savcılığa getiren arkadaşdaydı rekor: Akşümüstü bir küçük,
akşam bir büyük rakı ile yüklemesini yapmış, sonunda da serinlemek
için birkaç şişe birayla 'cilâlamıştı'. Muayenede % 95'lik
bir sonuç aldığını ekleyince, tebrikleri kabul etmek kaldı
ona. Bu arada, bir kişi hariç, rekor denemeleri fena değildi:
% 65, % 70, % 85'likler dökülüyordu ortaya. O 'bir kişi' de
tabii bendim.
Hâkim,
saat 16.30 sularında bizi kabul ettiğinde bu oran farklılığının
fark etmediğini acıyla gördüm: Alkollü sürücü dediğin birdi,
ne kadar içmiş olursa olsun. Dokuz alkollü, büyük bir dayanışma
güdüsü içinde mahkemenin tamamlanmasını beklerken, bir sonraki
aşamada ne yapacağımızı kavramaya çabalıyorduk. Mahkeme, karar
için erteleme kararı almıştı ya, gene de cezamızın 6700 TL
olacağını öğrenmiştik. Sorun, "bağlanan" arabaları çözüp çözemeyeceğimiz,
daha doğrusu bu sonucu alabilmek için bir gün daha yitirip
yitirmeyeceğimizdi. Üç farklı yorum vardı bu konuda: Hâkim,
mahkemenin verdiği kağıtla otoparka gitmenin arabanın çözülmesi
çin yeterli olduğu görüşündeydi. Bize eşlik eden polis memuru
ise önce Üsküdar Mal Müdürlüğü'ne, ardından Söğütlüçeşme'deki
Trafik Merkezine, sonra da otoparka gitmek gerektiğini savunuyordu.
Savcılıktaki deneyimli bir memur, ara-çözüm getirdi: Söğütlüçeşme'ye
gitmeden oto-parka gidilmesi anlamsızdı. Söylemek gerekli
mi, hemen üçe bölündük. Ben ve birkaç arkadaş Hakim'in görüşüne
ayak uydurarak doğrudan otoparka gittik. Sağolsunlar, ısrar
kıyamet Söğütlüçeşme'ye gönderdiler. Bu gidip-gelme, bize
adam başına 400 TL'ye mal oldu.
Sonunda
otoparka döndük. Elimizde Söğütlüçeşme'den aldığımız fiş,
bu "özel" otoparkın "resmi" davranışlı sahibinden, topu topu
500 TL. ödeyerek, arabamızı 'çözme' izni aldık*. Kader birliği
yapmış 9 alkollü sürücü vedalaşıp arabalarımıza bindiğimizde
saat 17.45'di. Bir duble rakı bana 7 saat 45 dakikalık bir
"mesai"ye ve 9.670 TL.'ye mal olmuştu. Dönüşte, Ece'ye telefon
ettim. "Yahu sen hiçbir şey içmemiştin ki!" demez mi?
|