Arşiv / Buzdağı
 
 
 
 
 
 

Anayurt Oteli*

Yusuf Atılgan bir mektubunda "Anlaşılan, bilinen anlamda bir yazar, açıkçası yazar değilim," demişti. "Korkut'a Masal"da bir kuruluş dengesizliği (olağan gelişimine karşın, Atılgan yorulmuşcasına kesiyordu, "çabuk" bitiriyordu) bulmam, "Ceren'e Masal"da içiçe sıkışmış üç masal görmem, "özetçi" olduğunu söylememdi bunları ona yazdıran. "Anayurt Oteli"nin çıkışı Atılgan'ın yazarlığı üzerine, yeniden, düşündürdü beni.

Gerçekten de, bu yazışmanın olageldiği sıralarda, Atılgan'ın "bilinen anlamda bir yazar" olup-olmadığı tartışılır nitelikteydi. "Aylak Adam" bir imgeye değil bir "yaşama"ya dayanıyordu, anlatılmadan susulamayacak bir yaşamaya. Uzunca bir aradan sonra (edebiyatımızda uzun bir süre yayımlamayan yazarın, yazmadığı, kaybolduğu düşünülüyor nedense) çıkan masalları ise toplu bir biçimde görülmeden yorumlandıkça erken yargılara yol açabilirdi. "Anayurt Oteli" uzun bir anlatı, "tekbaşına" (şimdilik) bir metin. Giderek, Atılgan'ın "Aylak Adam"dan sonra yayımladığı ("Bodur Minareden Öte" bir yana) ilk değerlendirilebilir yapıtı ve yazarlığının da bir bakıma kanıtı, diyeceğim.

"Anayurt Oteli"nin üzerinde, okuma öncesi, ilk düşünülen, kuşkusuz, "Aylak Adam" ile ilişkisi, Okundukça, kitabın "Aylak Adam"dan uzamalardan çok ayrılmalar taşıdığı görülüyor. Bir kez, topografyası değişmiştir öykünün, kişinin, kişilerin, yazarın, yazının. "Kasaba. Ya da Kent" (s.10) diyorsa da yazar, öykü geliştikçe "daha" dar bir alanda geçtiği anlaşılır. Zebercet olayının "Olay", ana kişinin dolayından çok içinde büyür. Aylak Adam'ın çevresi ile sesli bir çatışması vardır, Zebercet içedönük bir tutumla kurgular öyküsü. Bir yerden (s.66) sonra önemli bir ortak yanları olur; Zebercet o gün oteli kapatmaya karar verir. Artık aylaktır, düşünekten ve edime yönelmekten başka işi yoktur.

Atılgan, Zebercet ile iç evrimini anlatmaya dönmüştür kişinin. Anlatıda iç monoloğun yeri geniştir, konuşmalar azalır. Hikâyecilerimizden biri "müstehcen" bulmuş kitabı. Cinsel olgunun sık ortaya çıkmasının nedeni iç evrimin anlatımıyla ilintilidir, en belirgin olarak. Zebercet'in "yalnız" olduğu, bir otelde yaşadığı unutulmamalı. Cinsel yoğunluğuna karkış "ürkütücü" bir saplantısı olmadığı da kabul edilmeli Zebercet'in.

Aylak Adam'dan Zebercet'in bir öteki ayrımı da aramamasıdır. Gene de, umutludur başta: Bekler. Ama, bu umudu yitirmek için Aylak Adam kadar zaman kaybetmez, bir süre sonra beklediğinin gelmeyeceğini anlar (s.56), belki de başından beri bilmiştir bunu, kitabın sonunda düşündüğü (s.168): "Değişmez tek kesinlik vardır insan için: Ölüm", oteli kapatması ile çoktan yoluna girmemiş midir? Tek bir kip zamanın boyunda, kişiden kişiye geçerek gelir: Boğmak. İp. emekli subay, Faruk Bey, Temizlikçi Kadın. Zebercet, hiç de sandığı gibi özgür değildir o anda (s.173).

Burada bir ayraç açmak gerekecek. "Anayurt Oteli", gerek imge, gerek kuruluş açısından Faulker'ın bir romanının ("The Sound and The Fury"/"Ses ve Öfke", Çev. Rasih Güran) ikinci bölümü ile benzeşir. Bu bir "andırma" değildir. Atılgan, Faulker'ın bu bölümü yazarken kullandığı tekniği kullanmış. çoklukla imgeyi de izlemiştir. Bu, gerçekte, olumlu bir yazma yöntemi olarak değerlendirilebilir. Bilge Karasu da, on-on beş yıl önce, Faulker'ın, Joyce'un yöntemlerinden yararlanmıştı. Atılgan'ın "Anayurt Oteli"ni yazarken, Karasu'dan farklı olarak, Faulkner'ın imgesinden de yararlandığı görülüyor. Ancak, ortaya, yeni, "başka" bir metin çıkıyor.

"Ses ve Öfke" dört bölümlük bir romandır. İkinci bölüm öteki üç bölümden 18 yıl önce geçmiş bir olayı anlatır. Bölümün ana kişisi Quentin'in intihar ettiği günü yazar Faulkner. Bölümün kuruluşu, yukarıda da söylediğim gibi, "Anayurt Oteli"nin kuruluşuna benzeştir. Quentin gibi Zebercet de sarhoş olur, ayılır, ayık iken düzenli bir düşünme alanına girer, "flash?back" yapar, Quentin'in Compson'ları, kızkardeşi Caddy'i düşündüğü gibi Zebercek Keçeciler'i, FarukBey'i düşünür. Keçeciler'in on dokuz yaşında, ağabeyinin karısına âşık olduğu için intihar eden Faruk adında bir oğulları vardır. (Quentin de Caddy'e âşıktır.) Kardeşinin intiharından sonra, Rüstem Bey, doğan oğluna Faruk adını verir. Quentin öldükten sonra da Caddy çocuğuna Quentin adını verecektir…

Atılgan'ın söz konusu yöntemle, yeni "başka" bir metin ortaya koyduğunu söyledim. Doğru. Ancak, Atılgan'ın Faulkner'ın ustalığına erişemediğini de eklemem gerekiyor. "Anayurt Oteli", başka metinler ile beslenmeden, "tekbaşına" bir metin olarak kalırsa büyük bir özgünlük taşımayabilir.

"Anayurt Oteli"nin üzerinde durmamın başlıca nedeni, genellikle işin kolayına kaçan, bir "metine bakış yöntemi" olmayan eleştirmenlerimizin böyle bir "yazı"yı "batıdan çalınma teknikler" olarak nitelendirmeleri. Koşut bir çalışmayı da M. C. Anday'da görmüştük: "Troya Önünde Atlar". Anlaşılmayan nokta, N. Menemencioğlu'nun S. İleri'yi "adli bir dudum"a getirmesine karşılık, Anday-Eliot ilişkisi yapısalcılıkla adlandırabilmesiydi. Atılgan'a da, ne yazık ki, benzeri tepkiler gelecektir.

"Anayurt Oteli"nin "Ses ve Öfke" ile olan ilişkisini ayrıntılı izlemenin yanı sıra, tekbaşına metin üzerine (metine dayalı olarak) geniş bir alanı kapsayacak bir çalışma yapmak istiyorum ileride. O da, bu kısa yazım gibi değerlendirmenin ötesine geçmeyecek. Atılgan, kitabın bir yerinde (s.168) şöyle diyor: "Yorumlar, nedenler önemsizdi; kesin değildi. Önemli olan insanların edimleriydi." Gerçekten de, önemli olan, kesin olan, Atılgan'ın "yapıtı"dır. Değerli ise kalacaktır. Ölüme gelince, "güncel" ve "doğulu" verilmemiş de olsa "Anayurt Oteli"nde, Quentin-Güran-Zebercet üçlüsü yeterince vurgulamıyor mu olabileceği, olanı?

* YENİ DERGİ/ Mart 1974; Yıl:10 Sayı:114 ENİS BATUR