Arşiv / EB üzerine
 
 
 
 
 
 
Kütüphanede
Enis Batur’un kitaplığı

Bundan böyle her ay bir yazar ya da sanatçının kitaplığını tanıyacağız. Bu sayıyı Enis Batur’a ayırdık. Batur, hınzırca bir şey yaparak, kitaplığının yalnızca kapaklarını gösterdi bize. Neyse ki, fotoğraflarda içindeki kitapları göremesek de, kitaplığı hakkında sorduğumuz her sorunun yanıtını alabildik.

Kütüphanenizi ilk ne zaman oluşturmaya başladınız?
Kütüphane sayılabilir mi emin değilim, ilk mikroskopik kitaplığımı 1968’de, kapaklı ortaokul sırasında oluşturmaya başladım. Asıl bir yıl sonra, raflarım oldu. 1986’da ilk kütüphanem ‘kayboldu,’ bugünkü kütüphanemi 1987’de kurmaya koyuldum.

Kendi paranızla aldığınız ilk kitap hangisiydi hatırlıyor musunuz?
Saint-Exupery’nin Vol de Nuit’sini (Geece Uçuşu), Kadıköy’deki Frenç-Amerikan kitabevinden satın almıştım.

Çocukken neler okurdunuz?
Resimli kitaplarla başladım: Pekos Bill ve benzerleri. Ardından Doğan Kardeş’in kitaplarına geçtim. En büyük tutkum ise ansiklopedi okumaktı.

Hiç kitap çaldınız mı?
Yurtdışında yaşadığım dönemde. Gelgelelim, daha çok yakın çevremdekilerden yardım aldığımı (!) söylemeliyim.

Şu anda kütüphanenizde tahminen kaç kitap var?
Bir sayım yapmış değilim, ama yılların bana sağladığı bir tür göz ayarına güven duyacak olursam, yaklaşık 15 bin kitap olmalı kütüphanemdee. Kütüphanemin bir parçası saydığım diskotekimde ise, 1200 dolaylarında CD var.

Kütüphanenizde ağırlıklı olarak hangi tür kitap var?
En ağırlıklı bölüm şiir kitapları, Türk ve dünya şiirinin geniş bir temsil oranı var raflarımda. Antik Çağ, Ortaçağ, Rönesans dönemi üçlüsüyle oluşmuş bağımsız, zengince bir bölüm gelir arkadan. Üçüncü bölüm sözlüklerden oluşur. Sonra, sırasıyla, otobiyografi-günlük-mektup üçlüsü; anlatı kitapları; denemeler ve düşünce kitapları gelir. Sanat kitapları bölümü oldukça geniştir, ama bir kısmı Fatma Tülin’in atölyesindedir, burası bir bakıma iki kişinin kütüphane birimini yansıtır. Bir ağırlık noktası da kent ve yolculuk kitaplarıyla oluşmuştur; özellikle de İstanbul konulu yayınlarla.

Kütüphanenizde ağırlıklı olarak hangi yazarlar var?
Çok sayıda yazarın bütün yapıtları var kitaplığımda, saymakla bitmez. Raflarda en geniş yeri Mallarme, Dante, Petrarca, Nietzsche, Dağlarca, Aragon, Massignon tutuyor sanıyorum. Kendi yapıtlarının yanı sıra, üzerilerine yapılmış çalışmaları da bir arada bulundurduğum için.

‘Kütüphanemde hiç bulunmaz’ dediğiniz bir tür var mı? Hangi kitapları asla okumazsınız?
‘Asla’ kategorim yok galiba. Yakınlık duymadığım türler vardır; bilimkurgu gibi. Güncel kategorisine giren kitapların çoğunu almam, aldıklarımı da çarçabuk kütüphanemden uzaklaştırırım. ‘Kaybolan’ kütüphanenin zengin bir kolunu dergiler oluştururdu, şimdi, birkaç dergiyi saymazsak, dergileri hemen tasfiye ediyorum.

‘Kütüphanemde asla bulunmaz,’ dediğiniz yazarlar hangileri?
‘Asla,’ kısacası, burada da geçersiz. Ama, ‘popüler’ kitapların raflarıma girme oranı düşük, diyebilirim.

Kütüphanenizin en değerli kitabı ya da kitapları?
Maddi değeri kastediyorsanız, birkaç ‘özel baskı’ kitap var kütüphanemde. Manevî değere gelince, ayrım yapmam çok güç, olsa olsa şunu söyleyebilirim: Yerli ve yabancı, ‘kişisel muamele görmüş’ kitaplar az değil bende – yazarın ya da sanatçının özgün müdahaleleri olan nüshalar her iki anlamda da bir servet benim için.

Birine verip de geri alamadığınız için düşündükçe sinirlendiğiniz bir kitap var mı?
İsim ve adres vereceğim: Selim İleri bana imzalı bir He (Asaf Hâlet Çelebi) armağan etmişti yıllar önce; Remzi İnanç “Bir bakabilir miyim?” diye sordu, benim kitaplığım herkese açıktır, bir daha geri gelmedi o kitap, hâlâ canımı yakan bir örnektir.

Yıllardır aradığınız ve bulamadığınız bir kitap oldu mu?
Çok inatçı bir takipçiyimdir. Ne yapıp edip aradığıma ulaşırım. Aklıma gelen birkaç örneği vereyim hemen. John Livingston Lowe’un The Road to Xanadu’sunu iki yıl boyunca her yerde aradım ve arattım, sonunda fotokopisiyle yetindim. Bonnefoy’nın ilk kitabı olan Traite du Puaniste’i, yeniden yayımlatmadığı için bulamıyordum, şairin kendisinden edindim. Yourcenar’ın yayın izni vermediği La Mort Cünduit L’Attelage’ı ise Bibliotheque Nationale’dan elde ettim, fotokopi olarak. Metinler ilgilendirir beni, kitap fetişizmim yok, ama bir nüsha bulursam elbette kaçırmam!

Kitap okumak için tercih ettiğiniz özel bir saat ve yer var mı?
Çalışma odamda, çalışma masamda okurum hep.

Kütüphanenizi en son ne zaman elden geçirdiniz? ‘Artık olmasa da olur,’ dediğiniz kitaplar hangileriydi?
Geçen ay ‘biraz’ elden geçirdim. Bir kere, şunu belirtmeliyim: Benim üç ayrı kütüphanem var. Deminden beri ‘asıl kütüphane’mden söz ediyordum, evdeki kitaplığımdan. İkinci ve üçüncü kütüphanem işyerinde. İkinci kütüphanemde yaklaşık 3 bin kitap var. Bir bölümü, geçici olarak evden büroya taşınanlar. Onlar gider gelirler hep! Bir gereksinmeyi karşılamak için hareket ederler. Bir bölümü ise ‘asıl kütüphane’ye gelmeyecek olanlardır. Pek çok yayınevinin protokol listesindeyim, yurtdışından iş gereği çok sayıda kitap gelir, onların bazılarını arkadaşlarıma armağan ederim, bazılarını Sermet Çifter Kütüphanesi’ne devrederim, bazılarını da bekletirim. Üçüncü kütüphanede ise, yayıncısı olduğum yaklaşık 2 bin nüsha duruyor, bir tür arşiv kitaplığı. İşyerimden ayrılacağım gün, bu toplam 5 bin kitabın beşte birini eve taşımak durumunda olacağım ya, işte bu, bir kâbus!

Kitaplarınızı hangi kriterlere göre düzenliyorsunuz? (Alfabetik sıralama, türlere göre, vs.)
En zor soru en sona bırakılmış. Perec’vâri bir deneme yazmayı gerektirir eksiksiz bir yanıt, bunun yeri burası değil oysa. Yıllar önce, Aby Walburg’un adını olsun duymadığım bir dönemde, Warburg Kütüphanesi’nin temel felsefesini benimsedim: Kütüphanemde kitaplar, çoğunlukla, benim onlara atfettiğim, ‘hısımlık derecelerine’ göre yan yana gelmişlerdir. Bağlantıyı ben bilirim, bu yeter. Aradığınız kitabı sorun, bende varsa hemen yerinden çıkarayım. Onu siz ararsanız bulamazsınız kolay kolay. Hısımlık derecelerini nasıl saptıyorum? Yaptığım çalışmalarla ilgili bağlantı denklemlerinden hareket ederek. Onun için de, uçma teknikleriyle ilgili kitaplar, Endülüs’le ilgili olanlar ve Giordano Bruno’nun yapıtları yan yana duruyor, buyurun çıkın işin içinden!

Picus aralık 2003