|
Vagonda hülyamı unuttum hükümsüzdür
M. Kenan Kaya
Şimdi nerede bilmiyorum. Ama demir raylar üzerinde dolaşan
ağır lokomotifi, o lokomotife eklenen siyah vagonları, sarı
renkli istasyonuyla çocukluk günlerinin en güzel oyuncağıydı
o. Babam, belki de tıpkı trenle oynamayı seven bütün babaların
yaptığı gibi güya bana almış ama, yine onların yaptığı gibi
hep kendisi oynamak istemişti.
Erken ölümünden belki, şimdi bütün trenler bana babamı, salonun
en geniş köşesine kurulup üzerine masallar uydurulan o ev
içi yolculuklarını hatırlatır. Ve nedense macera ürpertisiyle
karışık bir keder verir bana.
Aslında o oyuncak trenden sonra çok düşündüğümü; yazıyla
tren arasında nasıl bir ahbap-çavuş ilişkisi olduğunu anlamaya
çalıştığımı söylemeyim. Şimdi ise yazının olduğu yerde biraz
da yalnızlık olduğuna ve trenlerin de o yalnızlığın yanı başında
durduğuna inanıyorum.
Belki itiraf etmeliyim: Bu hafta, Simurg Kitabevi'nin rafında
Enis Batur imzasıyla "Sahici Trenler İçin Oyuncak Kitap"
adlı kitabı gördüğümde haddim olmasa da önce kıskandım. Çünkü
tıpkı Batur'un önsözde yazdığı gibi "Bahis trenlerden,
vagonlardan açılacaksa; biri çıkıp garlardan, sabahın ilk
saatlerinde bekleme salonuna eski bir bavulla gelen yolcudan
dem vuracaksa sözü başkasına bırakmak istemedim" ben
de...
Ama çoğu zaman düzyazının sınırlarını aşıp şiirin ülkesine
geçen o metinleri okudukça, Batur'un "Gişe", "Haydarpaşa",
"Lokomotif", "Makas", "Valiz"
gibi başlıklar açarak büyük bir ustalıkla ve çoğu zaman kederle
uğradığı o istasyonlarda dolaştıkça başucuma yeni bir kitabın
düştüğünü de anladım. İşte Batur, kişisel tren ve istasyon
tarihini anlatmış, kömür kokan ülkelerde, metruk garlarda
gezinmiş, asker vagonlarından inip toplama kamplarına Yahudi,
eşcinsel götürenlere binmiş ve bir yanıyla trenler üzerine
benim de kişisel tarihimi yazmıştı. Üstelik, "Herkesin
hayatında, özel, ayrıksı bir yer tutar trenler. Başkalarının
satırlarını okurken kendi satırlarını kurarlar, kuracaklardır"
diye bir not düşüp benim gibi fesat çömezlere de açık bir
kapı bırakarak.
"Sahici Trenler İçin Oyuncak Kitap" trenlere ve
demiryollarına ilişkin bir kişisel tarih olmasının yanı sıra
aslında Batur'un uzun okumaları sonucu yaptığı kapsamlı bir
tren seçkisi de. Ki içinde İtalo Calvino'nun "Bir Kış
Gecesi Eğer Bir Yolcu"sundan Nazım Hikmet'in "Saman
Sarı"sına, Edip Cansever'in "Mendilimde Kan Sesleri"nden
(ve elbet) Oğuz Atay'ın "Demiryolu Hikayecileri"ne
kadar içinden raylar geçen birçok başyapıt var.
Ama onlara ulaşmadan önce Batur'un "Üçüncü sınıf yolcuları
için vagon bir kader ortaklığı mekanıydı: Neleri var neleri
yok, paylaşırlardı. Aslında neleri olabilirdi ki?" gibi
tespitlerinde, "Hiç kimsenin sizi tanımadığı bir şehrin
istasyonunda inmediyseniz, som yalnızlık nedir bilmezsiniz"
cümlesiyle kapanan "Özlem" paragrafında, "insanların
yaşamına yazılan" eski trenlerde kederli bir keyifle
şöyle bir dolaşmanız gerek.
Unutmadan istasyonlardaki "Zayi Eşya Büroları"nda
da tabii... Çünkü her ne kadar trenler artık pek trenler trendy
olmasa da o bürolarda "Kendimi unutmuşum ben, hatırladım,
döndüm, arıyorum, bulunmuş olabilir miyim?" diye bir
ses duymadınız mı?" diyen E.B. gibi siz de olabilirsiniz!
29.12.2003 / Akşam / Yaşam / Köşe
|