Arşiv / EB üzerine
 
 
 
 
 
 

“İnsanın öğrenebileceği en sağlam duygulardan biri, sevdiğinden yorgun düşmemektir.”
Yürüyüşün de kendine göre yasaları vardır. Batur için yürüyüşün en tutarlı yasası kaybolma korkusunu hiçe saymaktır.
“Bir hedefiniz yoktur, varmanız gereken bir yer seçmiş değilsinizdir, hedef yürüyüşün kendisidir. Onun için de güdülerinize ayak uydurarak adımlarınızı hızlandırır, ağırdan alır, dilediğinizde karar verip bir kahve molası verebilirsiniz.” (Shf. 64)

Paris, ecekent
Nevzat Işıltan

“Bir şehirle göğüs göğüse gelmek, onunla çarpışmak için her halini, her vaktini emmek gerekir. Paris’le böyle bir ilişkim olduydu yıllar önce: Geceyarısıyla kuşluk vakti arası, sı sık St. –Lazare garına, Concorde meydanına, sisler içine gömülmüş Seine kıyısına, ara sokaklara ve bulvarlara vururdum. Nil’in arka sayfalarına inmiş bir yüzleşme.”
Paris’le ilişkisini bu sözlerle anlatıyordu Enis Batur, yine bir Paris yolculuğunda kotardığı Issız Dönme Dolap adlı kitabında. Paris... 1971 yılından bu yana yoğun ilişkiler içinde olduğu bir kent Batur’un. Birçok kitabını orada yazmış, birçok kitabının esinini bu kent vermiş ona. Zaten Enis Batur da kitabının, Paris, ecekent ‘in giriş yazısında vurguluyor bu durumu: “Bana pek çok kitap veren bu şehre artık kitabını verebilirim” diyerek.
Batur’un kitap sayısı yüze yaklaşan külliyatının içinde 1995 yılından başlayarak kendisine önemli bir yer açmaya başladı kişisel seyahatnamesi. Keşif, İki Deniz Arası Siyah Topraklar, Amerika Büyük Bir Şaka – New York Seyahatı bu kitaplardan ilk aklımıza gelenleri. Bunlara yenilerinin ekleneceğini de biliyoruz. Her kent kendini farklı yazdırır. Her kentin farklı bir havası, rengi, ruhu vardır. “Bir de türleri var kentlerin. Bruges, lirik bir kent örneğin. Venedki de. Bağdat, İzmir dramatik kentler. Roma epik bir kent. New –York neo-epik. Trajik kentler: Berlin, sözgelimi. Asıl kavranması güç kentler mürekkep olanlar: Paris, İstanbul, Londra gibi. Birkaç ömür ister, beklerler. Birkaç hayatları vardır.” Bu nedenle her kentteki yolcu hali farklıdır. New York ile Paris farklı duygu ve düşünce yüküyle yazılmışlardır sözgelimi. Paris, ecekent’e otobiyografik bir kitap diyebiliriz rahatlıkla. Kendi Paris’ini kurma çabası bir bakıma. Aynı anda hem bütünü kavrama hem ayrıntılara girme isteği. Bulduğunu kaybetme, kaybettiğini yeniden keşfetme hali. “Keşif sürer, tamamlanır, sürer.”
Enis Batur’un seyahatnamelerinde gezmen-gezgin-yolcu üçlemesini içiçe görmek, düşünmek gerekir. “Gezmen gördüklerini kanıtlamak ister, onları kendisine ve komşusuna gösterecektir dönüşte. Gezgin daha çok belgeler. Bir tür eleştirel mesafe edinmiştir, seçtikleriyle ayrılır. Yolcu ötekilerin bakmadığı açılardan, bakmayı aklından geçirmediği noktalara yönelir. Kendi dünyasını görür o, dışarıda herkesin önünden geçen dünyayı değil.” Üçlemeyi böyle koyduktan sonra kendi durumunu da belirler Enis Batur: “İçimdeki gezmeni yok edemedim ben, içimdeki yolcuya hala erişemedim, ağır basan yanım, kimliğim gezginliğe dönük henüz. Merakımı yenemedim. Çocuğu kovamadım zihnimden, duyarlığımdan. Sonuç olarak, yolcu çıkabildiğim tek belde kağıtların beldesi, orada da bütün bütüne yolcu halimleyim diyemem.”

kentin içeriden görünüşü
Nesnel bir kitap değil Paris, ecekent. Alabildiğine öznel. Bir şehri kendi kılmanın kılavuzu. Şehirle ilişkinin şahsi boyutlar alması için ilk elde yapılacak şeyin kollektif imgeyi çembere doğru sıkıştırmak olduğunu imler kitap boyunca Batur. Bir kenti tanımanın koşulu içinde yaşamış olmaktır. Son yirmi beş yıldır gerçekleştirilen “kent okuma”larından uzak kalmadığını, çözümleme yaklaşımlarını , dinamiklerin sözgelimi göstergebilimsel açıdan açımlanmasını son derece besleyici bulduğunu söylese de asıl vurguyu şu sözle yapar: “Ne ki sokak serserisi yanım içimdeki akıl kumkumasını her vakit tepeledi: Avare bakışı, yer yer ‘naif’liğe varan bir lirik başıboş gezerlik statüsü Paris’le ilişkilerimi kökünden etkiledi – bu kitabı da öyle kurdum sonuçta: İçizlenimlerim, kitaplardan öğrendiklerimi kendilerince yoğursun istedim.” (Sayfa 186) Bir kentle tanışıklıktan dem vurulacaksa bunun yolu epeyce bir yatırım yapmaktan geçiyor: “Tutkuyla örülü bir aylaklık.” Ve vakit, emek, tutku üçgeninde ağır ağır biçimlenir “bir kentin içeriden görünüşü”. Tek bir sokağı, yapıyı ya da meydanı, koca bir mahalleyi insanın avucunun içine alabilmesi için devreye bakış girer, bakmanın bin bir biçimi hem de. “Temas, nesnel portreyi tamamlamaz ayrıca, sizin kentiniz sözkonusudur, onu bir başkası sizin gibi görmez. Tanımanın yollarından biri de işte bu eksenden geçer: Öteki’nin görmüş olduğu nedir?” (Sayfa 55)

sevdiğinden yorgun düşmemek
Bir kenti tanımanın, kendine maletmenin en güzel yoludur yürümek. Hiç bıkmadan yorulmadan yürümek. “İnsanın öğrenebileceği en sağlam duygulardan biri, sevdiğinden yorgun düşmemektir.” Yürüyüşün de kendine göre yasaları vardır. Batur için yürüyüşün en tutarlı yasası kaybolma korkusunu hiçe saymaktır. “Bir hedefiniz yoktur, varmanız gereken bir yer seçmiş değilsinizdir, hedef yürüyüşün ta kendisidir. Onun için de güdülerinize ayak uydurarak adımlarınızı hızlandırır, ağırdan alır, dilediğinizde karar verip bir kahve molası verebilirsiniz.” (Sayfa 64)
Tarihi ve kültürel coğrafyası didik didik edilen büyük ve büyülü şehirlerde hangi taşın nereden geldiği, kimin nerede ve ne zaman yaşadığı bilgisine kolayca ulaşırsınız, “sizden bir tek şimdiki zaman gizlenir.” O halde nedir ki şimdiki zaman derseniz Enis Batur’un yanıtı şöyle olacaktır: “Dilerseniz onu kendinizle sınırlayabilirsiniz. Görüyor, dokunuyor, kokuyu topluyorsunuz, burası öylece size ait bir yer, karşılaştığınız her izin pekala ilk kaşifi sayılabilirsiniz.” (sayfa 64)

burada böyle olmak
Her şehrin farklı bir bulunuluş, gidiliş amacı vardır. Paris’e gitmeyi de insanlar çok çeşitli nedenlerle seçebilirler. Öteden beri Paris, sanat, kültür, modanın başşehri sayılagelmiştir. Bir tür kâbe sayılmıştır ressamlar, modacılar için. Eğlence ve seçkin yeme içme zevklerinin tatmini için de sık sık ziyaret edilir bu büyülü şehir. Paris tutkunu için durum biraz değişiktir. Onun için bu zengin seçenek yelpazesinin ötesinde bir gerekçe vardır: “Hiçbir şey yapmasa da olur, verdiklerinden pek azına uzansa da - burada olmak, burada öylesine duruyor olmak bir başına yeterlidir.”
“Paris’e hala doyamayışıma, ondan hala bıkmamış olmama şaşıranlara (...) hem de nasıl şaşırıyorum. Buraya nicedir sundukları nedeniyle değil, böyle olduğu için geliyorum ben. (...)”
“Bir şehir, orada bulunduğunuzu bildiğinizde sizi mutlu etmeye yetiyorsa: Başka şehir arar mısınız?” (Sayfa 90)
Paris,ecekent’ten söz ederken kitapta yeralan fotoğraflardan söz açmamak olmaz. Profesyonel fotoğrafçı değil Enis Batur ama kitapta yer verdiği 141 adet fotoğrafın her biri usta işi. Kitabı bitirdikten sonra birkaç kez de fotoğraflara bakmak için elden geçiriyorsunuz. Bazı fotoğraflar kitabın o bölümlerini yeniden okuma isteği uyandırıyor. Bunlar yazıya iliştirilmiş, fotoğrafın söylediğini yazının da söylediği fotoğraflar değil. Kendi ifade alanlarını tek başlarına kuruyorlar. Bir yazarın ikinci şehri bellediği bir şehri, Paris’i, ecekentini anlattığı kitabı bir okuyun, belki orada siz de kendi Paris’inizi bulursunuz, kimbilir?
PARİS, ecekent / Enis Batur / YKY / Kasım 2003 / 282 sayfa

09.01.2004 / Dünya Kitap / Tanıtım