Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Arsız

Haksız yere adı arsıza çıkmış sarmaşığın: Bu özelliği nedeniyle seçilmesine karşın ondan yakınılıyor olmasına hiçbir vakit akıl erdiremedim. İki ayrı zamanda, iki ayrı evde yaşadım sarmaşıkla; başlangıcına, yola çıkışına tanık olma fırsatı doğmadı hiç: İki seferinde de, dibine ekildiği, ipinin gerildiği duvara tırmanmaya çoktan koyulmuştu. Buna karşılık, gelişmesini ve yayılmasını gözlemleyebildim; açıldığını da gördüm, hastalandığını da. Sonuncusunda, ağır ağır ölümüne ilerleyişini izledim, günlerce bir merdivenin üzerinde yapraklarını ayıkladım, kalanlarını diri tutmaya çalıştım, ama gidişi durdurmayı başaramadım.
Pek çok kişinin gözünde önce (ve yalnızca) görünüştür sarmaşık: Duvarı, cepheyi, dilenirse dörtbir yanı dolaşır, dolanır, doldurur. Benim için önce ses. Her türlü esintiyle, hava akımıyla, yelle ortak çalışır. Bazan ufarak tınılar geliştirir, belli belirsiz fısıltıyla ezgisini kurar, çeşitler, yineler. Yüksek sesle mırıldanır bazan, sesli sözlü bir şarkı tutturur. Öyle günler olur ki: Saatların içine yayar musikî yazısını, geceye doğru, sözgelimi Mozart’ın üç piyano bir orkestra için bestelediği fa majör konçertoyla boyölçüşmeye koyulur: Akar, toplar, dağıtır, yeniden akmaya bırakılsın ister.
Karmaşık karakterli çalgı sarmaşık. Çoğu zaman ürperir bir uçtan öbürüne. Kat kat yükseldiği olur, dibinden doruğuna. Kavak ağacı hakkındaki filim tasarımın bir değişkenini de, kendim seçeceğim bir sarmaşık üzerinde gerçekleştirmek isterim. İlkini bütünüyle ışığın oluşumu ve yitimi hakkında ontolojik bir deneme olarak görüyorum ya, bunu sesbilgisi üzerine biçimbilimsel bir deneme sayarım herhalde.
Peki: Sarmaşık, acaba kime neye âşık?
Anası toprağa, ten ikizi duvara, yöneldiği çatıya, alımçalımla söyleştiği havaya bakıyorum, hayır hiçbirine değil bunların diyorum, tekbaşına hiçbirine değil: Sarmaşığın adı arsıza çıkmış, nergizin adı çıkmış, zakkumun yaseminin adı, benim adım yazı sarmâşığına çıkmış.