Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Belki de

Renan Samurçay’ın ölmüş olduğu haberini, ölümünden kimbilir ne kadar zaman sonra, yanlış anımsamıyorsam Nilüfer Göle’den duydum. Tamıtamına emin olamıyorum, çünkü o “bilgi” kulaklarıma, zihnime eriştiği an kan basıncım değişti, gövdemi dolaşan akımda belli belirsiz bir kısa devre oluştu — ne çok bilgi birimi girer her gün zihnimin depolarına, pek azı böylesine acıtıcı olur, benzetmek gerekirse, parmağa yapışan sigaranın gövdemin eğilip bükülmesine yolaçan ani yakıcılığındaki gibi, herhalde kıpırdamaksızın kıvranmaya başladım, bir vakit geçti, aynı sigara yanığı durumunu yaşamayı sürdürdü tenim ve ruhum, başka şeyler yaptım, ne bileyim yürüdüm, oturdum, birşeyler içtim ve konuştum, yanık aklımdan çıkmadı, kendini bir biçimde hatırlatmayı sürdürdü, sonra gece oldu, yattım ve uyuyamadım, Renan iki parmağımın arasından çıkmadı.
İlk görüşümle son görüşüm arasına dağılmış, geniş aralıklı, köşebentleri siyah sayfalarında kalakalmış fotoğraflarının çoğu düşmüş eski bir albümü kapatıyorum. Oradaki görüntülerden hiçbiri, ne de yitip gitmiş olanları, yalnızca Renan’ın doğrudan doğruya içinde yeralmadığı bir sahne çatılıyor kafamdaki gizli perdede: Bir kış sabahı Basel sokaklarında tekbaşıma yürüyorum, yol aşağıya doğru hafif bir ivmeyle açıyor kendini tepeden, genç Nietzche’yi düşündüğümü anımsıyorum, bir de Arnold Böcklin’i. Sonra, sokağın nehir tarafında bir ev, evin üstündeki pirinç levhaya kazılı kelimeler gözüme ilişiyor: Basel Üniversitesi’ne bağlı bir Matematik Enstitüsü. O an orada Renan’ın çalışmasını, çalışıyor olmasını istiyor gönlüm, parmağımı zile uzatıyorum, acımıyor ki henüz. Coşkuyla karşılıyor beni, küçük gövdesi iri cüssemde kayboluyor sanki, beni meslekdaşlarına bir “tür” meslekdaşı olarak tanıştırıyor. Evin önünden ayrılıp, nehre doğru iniyorum.
Gündüşü’nün anayasası soğan mürekkebiyle yazılmıştır, izleme kurallarını tanıyamayız. O sabah, Enstitü’nün önünde Renan’ın devreye girmiş olması bütün bütüne anlamsız değildi şüphesiz, hayatıma sokulan birkaç matematikçiden biriydi, ama ötekilerin arasından sıyrılmasının nedeni belki de aynı sabah, bir hastanede, yengecin kıskıvrak onu bağladığını öğrenmiş olmasıydı.
Aylar geçti. Sızı da.
Kalan, belleğimde bir —