|
Bir Ada Parseli
Yaklaşık iki yıldır, Baptiste, gittiği yerlerden postada
nasılsa kaybolmayan küçük işaretler gönderiyor. 12x20
cm. boyutlarında bir kâğıda çizdiği, boyadığı, “Enis’e”
diye ithaf ettiği ‘şey’i tamamlayıp imzalayınca, bir
sigara paketi büyüklüğüne dönüşene dek katlıyor ve arka
uçlarını biribirilerine yapıştırıyor, önyüzüne kurşunkalemle
adımı adresimi yazıyor, bir pul yapıştırıp posta kutusuna
atıyor.
Bu ‘şey’ bazan bir “deniz parseli”, bazan bir “kara
parçası parseli” oluyor, bir seferinde “çöl parseli”
gönderdiği de oldu. Her zamanki ciddi oyunculuğuyla,
parselin köşelerine meridyen ve paralel belirtkelerini
eklemeyi savsaklamıyor.
İşin tuhaf yanı, o parsel parçalarına gerçek bir tapu
belgesinden daha sağlam bir inançla bakıyor olmam belki
de. Ayrı bir dosyada topluyorum onları, bir tanesini,
sanırım ilk gönderdiğini, çerçevelettim de.
Başka mal varlığım zaten olmadı bugüne dek, gerçek bir
tapu bilmem hangi duygu ve düşünceyi (“la propriété
c’est le vol”dan başka demek istiyorum) uyandırırdı
içimde, bunlara daha gerçeksi mallar gözüyle bakıyorum
işin aslı.
Düş haritaları en sağlam yatırımlarını barındırır insanın,
öldükten sonra kimseye miras bırakamayız o parselleri,
çöl parçasını ya da deniz parçasını kendimizle birlikte
götürebiliriz son parselimize yerleştirildiğimizde.
Baptiste’in gönderileri, sahici uzam kesitlerine bakışaçımı
etkiledi sonuçta. Boğaz’a, boş bir arsaya, evimin sokağına
baktığımda, düpedüz bana ait el kadar parçalar görür
oldum.
Yolda, yolculuklarımda da sürdürüyorum bu lirik taşınmazlar
alışverişini. Bu odanın tavanının şu köşesinin benden
önce sahibi olmayı aklından geçiren olmuş mudur? Kahvede,
her zamanki köşemde oturuyorum: Yıllardır aynı pencere
kesitinden gördüğüm gökyüzünün şu -aynı- karışı gayrimenkûl
dökümümde anmam gereken bir yer sayılmaz mı?
Ya bu sayfanın ardından gelen boş sayfa: Onu, öylece,
bembeyaz bırakıp devam edecek olsam, düşsel bir haritanın
düşsel ıssız adası saysam, gelir ona bir gün tuhaf bir
kuş konar mı?
|