|
Bir Kaza Hikâyesi
Bir defasında, oturduğum masada yüzümü yana çevirdiğim
an çekici, ortayaşlı bir kadın gördüm. Şık, belli ki
pahada ağır bir kürk şapka vardı başında; sert, dik
yakalı siyah bir ceket giymişti üzerine, yanılmıyorsam
kadifeydi düğmeleri; sağ elinde eldiven olması dikkatimi
çekmişti sonra, gerçi dışarıda keskin bir soğuk hava
hüküm sürüyordu ama, kahvenin içi oldukça sıcaktı —
şapkayla eldiven birarada, burada da üşüdüğünü düşündüğümü
anımsıyorum. Bir heykel gibi kıpırdamadan duruyordu
epey bir süredir, bu haliyle onsekizinci yüzyılda yapılmış
birebir insan boyunda bir tabloydu etrafında kurulan
— gözlerimi, alımlı yüzüyle çelişen alabildiğine gamlı
ifade nedeniyle gereğinden biraz fazla ona dikmiş olmalıyım
ki, önce bakıldığını anladı ve yüzündeki ifadeyi ânıânına
başka bir dile çevirdi sanki, sonra bana toparlanacak,
kendime gelip bakışlarımın yönünü değiştirmek fırsatını
tanımak istemezmişçesine ani bir karar verdi ve başını
gözgöze gelebileceğimiz biçimde bana doğru çevirdi:
O zaman yüzünün öbür yarısını bir uçtan ötekine derin
bir yanık izinin kapladığını farkettim.
Yüzünü, en çok da yüzüme baktığı an bakışlarına biriken
ifadeyi o gün bugün unutmadım.
Pek çok insan gördüm: Küçüklü büyüklü işlerin deldiği
yüzleri nedeniyle mutsuz, rahatsız, bağımlı olmuşlardı,
bu başkaydı oysa: Kimi Venedik maskeleri, tragedya amblemlerinden
doğmuş kimi figürler nasıl aynı yüzde zıtlaşan iki durumu
eşit paylarla taşırlarsa, o kadında da güzelliğin mağrurluğuyla
çirkinliğin örseleyiciliği komşu kılınmışlardı.
Her kazanın bir hikâyesi vardır. Bu sonuç, hak edilmesini
kimsenin dilemeyeceği, ama bir biçimde hakedilme gerekçesinin
durmadan belleğin kıvrımları arasında aranacağı bir
nedene uzanıyor muydu acaba? Yıllar önce, güzelliğinin
ateşinde yanan genç bir adam, bir başına yaşamayı sürdürmekte
anlam bulmadığı gün, bir gün kendisine erişsin diye
ilenç okumuş olabilir miydi?
Mukanna’dan Operadaki Hayalet’e, Doğuda ve Batıda, üne
kavuşmuş pek çok fodulluk efsanesi kitaplara doldurulmuştur.
O tek eldivenli kadın yüzünü başkalarından gizlememeyi
bir bedel ödercesine kendine öğretebilmiş olmasına karşın,
sanırım yüzünün kurtulan yanını gizlerken kavrulan elini
gözünden uzak tutmak istemişti.
|