Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Derin Yazı

Kurutma kâğıdı, Saint-Nazaire günlerimde bir şiir getirmişti: Frenkçede ‘mürekkep içici’ anlamını taşıyan “buvard” sıfatıyla, geveze demeye gelen “bavard” sıfatını değiştokuş ederek, kâğıdın sözüne ulaşmak istemiştim o şiirimde.
Kurutma kâğıdının sözü, şüphesiz okunaksızdır. Sayfa çevireceğim an geldiğinde defterde, son ıslak satırlara bastırırım kağıdı, emdiği harfler, kelimeler, önceden emdiklerine eklenir, herşey üstüste biner içeriğinde.
Gerçekte, bir zaman kumbarasıdır, uzun süre kullanılan kurutma kâğıdı. Başkalarını bilemem, ben epriyene kadar kullanırım onu, dokularında yırtılma oluşasıya masamda, sol yanımda tutarım, yolculuklarımda eşlik etmesini isterim bana.
Eskisinin işi geridönüşsüz biçimde bittiğinde, yenisine başlama kararı bir huzursuzluk yaratır içimde, yazma sürecini tekleteceğinden -ne ilgisi varsa- endişe duyduğum birkaç gün bekler ufkumda.
Geçişin tamamlanması, yeni kurutma kâğıdına alışmam, onu benimsemem daha da uzun bir vakit ister: Yanılmıyorsam, ilk sertliğini yitirmeye koyulduğu eşik atlatılana dek sürer aramızdaki gerginlik.
İşte tam buraya geldiğimde, “gerginlik” sözcüğüyle biten cümle defter sayfasının son satırının dibine denk geldiği için, noktayı koyup kalemi bıraktım masaya, uzanıp sol tarafımdan onu aldım ve işlemi gerçekleştirmeden önce iki yüzüne de hızla baktım.
Birkaç gün önce de böyle olmuştu. Bir ‘mensur içbükey’ için fiş kâğıdına not düşmüş, isteğimin gücünü tartmak üzere ‘konu’yu beklemeye almıştım. Bu mensur parçaları yazmaya 2001 yılının yaz aylarında burada, Paris’teki bu hücre-odada başladığımda, öyle bir yol tutturdum: Aklıma düşen ‘alıştırma kıvılcımı’nı önce çentikliyor, zihnimde birkaç gün kaçamak yapmasına izin veriyorum, görüyorum ki bazılarından soğuyorum yolda, uzaklaşıyorum.
Kurutma kağıdı için sözkonusu olmadı kesinti: Kıvılcım yarattığı ısıyı bir biçimde korudu, arttırdı. Siyah, lâcivert, mavi, sepya, kırmızı lekelerin üstüste binmesiyle oluşan kalın, derin bir yazı iki yakasında gelişen karmaşık bir söylem kurmuş: Kaç kitabın, kaç şiirin, metnin yazılışına eşlik etmiş bu küçümen parçanın yüzüne uzun uzun bakınca anlıyorum: Bir kuyunun dibine serilmiş, sırrını kusan bir ayna o.