|
Fazla
Bir seferinde, sahaf Sami Önal’ın dükkânına uğradığımda,
geleceğimi önceden biliyordu, “Enis bey, sizi biriyle
tanıştırmak istiyorum, bugün burada olacağınızı bildiği
için bekliyor” dedi ve kapıyı açıp dışarı seslendi.
Bir delikanlı belirdi kapıda; ufak tefek, 16-17 yaşlarında,
gözlüklü, temiz giyimli, daha önce yüzünü hiç görmediğim
biri: Bakar bakmaz ışıldadı gözleri, sağ elinin işaret
parmağıyla beni göstererek, sözünün zembereğini salıverdi:
“Enis Batur, 28 Haziran 1952 Eskişehir doğumlu şair,
“Şiir ve İdeoloji” kitabıyla TDK ödülünü, “Perişey”
kitabıyla Cemal Süreya ödülünü kazandı, babası 25 Eylül
1999 günü öldü ve Zincirlikuyu’ya gömüldü...”
Tek bir yanlış içermeyen bu künye bilgilerini büyük
bir hızla dökmeyi sürdürdü ve bitirince, geldiği gibi,
bir anda çıktı gitti dükkândan. İyi bir ailenin çocuğuymuş,
Moda’da herkes severmiş onu. İlkokula başladığında öğrenmişler
otistik özellikleri olduğunu, bir yıl daha geçmiş aradan,
kopma ivme kazanmış. Sami beyin aktardığına göre benim
dışımda, bir de Refik Durbaş’ın künye bilgilerini sıralamaktan
hoşlanıyormuş, bilgileri nereden topladığını kimse bilmiyormuş.
Bir yerden, herhangi bir kaynaktan toplamış olabilir
bilgileri; babamın ölümü gibi daha taze, başka yerlerden,
belki bir gazete haberinden öğrenip künyeme eklediği,
hiçbir mantıksızlık içermeyecek biçimde eklemlediği
ayrıntılar, papağan gibi ezberlemekle yetinmediğini
gösteriyordu. Başka hangi konularda bu tür fişler hazırlıyor,
tutuyordu acaba kara kutusu?
Bu durumlarda sevecenlikle gülenlere, acıma duygusuna
kapılanlara, zalimliğe sapıp alay edenlere rastlanabiliyor,
bende biribirilerini bütünleyen iki farklı şaşkınlık
birleşiyor hep. Duygu düzleminde kararsız kalıyorum:
“Olağan” kapsamından taşan her varoluş biçiminde benimkinden
fazla birşey olduğunu görüyor, anlıyorum — en doğrusu,
bir yanıyla imrenmek mi acaba? Düşünce düzleminde, “mekanizma”nın
boyutlarını, olayın adını koyma kolaycılığı dışında,
kestirememenin getirdiği düğümler sıralanıyor önümde:
Tam nasıl işliyor? Çarklar, dişliler? Arıza saydığımız,
birşeylerin genellikle olduğundan daha çok, daha iyi
(?) çalışmasından doğmuyor mu?
Sözümona işimiz bu: Duyularımızın, duyarlığımızın, usun,
usdışı ve usötesinin eşiklerini zorlamak, kendi sınırlarımızdan,
sınırlılığımızdan bir nebze taşmak için çabalamak.
Ben onun neresindeyim, o benim neremdedir?
|