|
Göz Ağrısı
Deyimlerde, düzanlama dayalı somutlamanın yaranlamı
doğuran soyutlamaya yaslanması ikinci bir somutluk oluşmasına
yolaçıyor. Deyimi, bu ilişki zincirini gerisin geri
sökerek kullandığımızda, kazanılan Anlam’ın yeniden
ilk zenginliğine yaklaşıyoruz.
Birinin ilk gözağrısı olmak, sözgelimi. Anadili Türkçe
olan herkes, bu deyimi öğrendikten sonra, gözün ağrımasından
sözedilmediğini bilir burada, düzanlamsal bağlantıyı
unutur, aklından kovar.
Oysa, sözlükler ilk anlamı ilk sırada sunmayı sürdürürler,
bir bakıma zorunludur da bu: Göz, nereden bakılsa, her
organ gibi, ağrır, ağrıyabilir; ağrıdığında, ağrıyorsa
yapılacak tanım, getirilecek tanı elbette “göz ağrısı”dır
— Okyanus Türkçe Sözlük’te her iki kullanım da bitişik
yazılmış, bana kalırsa ilk anlam için ayrıyazım yeğlenmeli.
İşin tuhafı TDK Sözlüğünde ve Meydan Larousse’ta deyimle
yetinilmiş olması; ilki bitişik yazmayı seçmiş, ikincide
ayrı bırakılmışlar.
Başka dillerde de biraz böyledir, Türkçede “göz” sözcüğünün
etrafında son derece gelişkin, katmanlı bir anlam ağı
ile karşılaşıyoruz, sözlük sayfalarına yaklaştığımızda.
Görmek, duyuların en kapsamlısına götürüyor sizi: Gözbağı,
gözdağı, gözerimi, gözalıcı, gözaltı... uzayıp giden
bir döküm.
Buradan bakar, bakacak olursam açılır giderim, hepten
kaybolmasam bile, üzerinde kalmak istediğim noktadan
enikonu uzaklaşırım, iyisi mi, yol yakınken gözağrısına,
o bitişik sözcüğe binerek gerçekleştirilmiş deyime döneyim
ben:
Her eğretileme deyime dönüşmez, her deyimde bir anlam
katlanması çıkar karşımıza. Sevgili, eski sevgili bir
gözağrısına benzetiliyorsa, başka, komşu bir deyime
bağlanabilir o durum: Gözüm yolda, yollarda kalmış,
uzun uzun beklemişimdir — düpedüz ağrımıştır gözüm,
yol kollamaktan.
Bir senaryo daha yazamaz mıyım ama, yazabilirim: Gözüm,
sevgiliye baktığım, gözümü ondan alamadığım için, işte
yeniden bir başka komşu deyime başvuruyorum, ağrımış
olabilir.
Göz, her şiirin, her Şiir’in, Aşk’a en sık dokunan organı.
|