Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Kar Kurdu

Oturmuş, dereden tepeden konuşuyorduk Murat Yalçın’la, söz nereden geldiyse geldi, Erzincan’da, çocukluğunu geçirdiği köye dayandı: Dağ köylülerinin heybelere doldurup katırlara yükledikleri ‘sıkışmış kar’ları, aşağı köydekilere ulaştırıp karşılığında hububat almaları beni heyecanlandırdı.
Konuşarak ya da yazarak, anlatmayı severim. Susmayı ve dinlemeyi de severim ama. Duyduklarım beni heyecanlandırdığında, karşımdakine bir biçimde ulaşır o sonuç, yolu daha da açar o vakit, ayrıntıların çekim alanına açılır, beni de sürükler.
Dağın eteğindeki köylüler, yazbaşı aldıkları bu sıkıştırılmış karları, yiyeceklerini korumak için yaptıkları kar dolaplarında kullanırlarmış. Bugüne dek hiç kar dolabı ile karşılaşmadım ya, derin bir hayıflanma duygusu yarattı bu, içimde. Günümüzde, hâlâ yaygın bir kullanımı var mıdır kar dolabının, sanmıyorum; hâlâ kullananları var mıdır, bilemiyorum.
Bir kar dolabı ‘yapımcı’sıyla tanışmak, onunla yapım sırları üzerinde uzun uzun söyleşmek hem de nasıl isterdim. Karın çarçabuk erimesini engellemek için hangi malzeme seçiliyor, hangi mekanizma kuruluyor, eriyen karın suyu dışarı nereden aktarılıyor ve o da kullanılabiliyor mu? Bu kısa, özlü soruların, bilirim, uzun ve ayrıntılı açıklamalarını yapacaktır bir kar dolabı ustası — onu, belki, Derain’den ya da Beckmann’dan daha cankulağıyla dinlerdim bugün.
Yapım esrârı, zamanla beni sanattan zanaata doğru sokulmaya sürükledi. ‘İş’e başladığım yıllarda talihliydim: Çevremde benden yaşça hayli büyük, usta ve bilgili insanlar vardı; onlarla, saatlarca, geniş zaman kipinin uygun kullanım biçiminin sınırları, sıfatımsıların özellikleri, şiirde ya da nesirde ‘es’ yerleştirmenin adâbı erkânı üzerinde konuşabiliyordum. Birikisi sayılmazsa, yaşıtlarımı tasalandırmaz oldu bütün bunlar, zamanla. O keyfi şimdi bir saatçıdan, bir terziden, bir mühendisten devşiriyorum — fırsat çıkınca, fırsat yaratarak.
Murat Yalçın, kar kurdundan sözetti bir de. Bekleyen, bekletilen kar küçük, siyah bir top oluştururmuş bünyesinde. Bir tanesi, sürahi dolusu suyu serinletmeye yetermiş Ağustos’un yakıcı sıcağında.
Bazı kelimeler öyledir.