|
Koridor
Onca kitap geçti bunca yıldır elimden, sayısız cümle
ve paragrafta duraklamış, onları yeniden okumuş olmalıyım,
bir avuçu gelip bana mıhlanmışsa, biri de “Malte”de
Rilke’nin kurduğu bu sahnedir — Şiir’i yaşamının ana
eksenine yerleştirmiş herkes, bir noktada değilse bile
ötekinde yöneltilir ya “nedir Şair’in yeryüzündeki işlevi?”
sorusu, kimse kurmasa olur ayrıca o suruyu, her durumda
kendisi çarpacaktır ona, işte “Malte”nin bizi bir hastane
yatağının, koridora açılan odalardan birinin gergin
atmosferine çağıran satırlarından çıkar gelir amaçsız
sorunun yanıtı, sonra da okuru sonsuz sayıda koridorun
boşlukta oluşturduğu bir labirente sokar, bırakır orada:
Kaybolsun ama arasın.
Onca koridordan geçtim bunca yıldır, an geldi, hepsi
imgelemimde açılan, durmadan uzayan ve genişleyen bir
tekinde birleşti: Bilemiyorum ne kadarı gerçektir, Hakikat
ağının bir yerinden sökün etmektedir zihin perdemin
üstüne, ne kadarı düştür, düşselliktir, kurduğum bir
dünyanın, belleğimi baştan uca kateden bir imge damarının
yaratmış olduğu bir başka topografyaya aittir, bütün
söyleyebileceğim, “koridor” kavramıyla yüzleşmeye durduğum
an, onun biçimden biçime girdiği, bir yılan gibi kıvrılarak
içimde uzadığı, geliştiğidir: Bazan iki kör duvarın
arasında, karanlığın kesif teninde; bazan, iki cam duvarın
ortasından, köredici bir ışığın akışında yalpalayarak;
bazı bazı da, iki yanı kapılarla, herbiri başka koridorlara
açılan kapılarla kaplı dipsiz koridorlara çıkan yolum,
sonunda her tarafı aynalarla kuşatılmış son koridora
sürükler beni — oradan koridorların en tekinsizine,
içimden geçen, beni kateden sinsi geçeneğe varır yolum:
Kayboluşumun beldesi uçsuz bucaksızdır, beni o diyarda
sarhoş bir akreple durgun bir yelkovan bekler.
Ama cam ayna, ama kapılar duvarlar, koridorun dili bir
diyaloğun koyu, loş, apaçık, bomboş akış düzenini dayatır:
Bir ucundan öbürüne ağır aksak ilerlendiğinde sözün
yumağı çözülür, ardından yeni düğüm noktaları bulur
kendine, Anlamı iki taraftan farklı kaygılarla gelir
dolanır insanın sökücü bünyesine, olmadık dolantılar
oluşturur, bir kelime ötekiyle bir türlü denkleşmez,
heceler ortayerde boğulur, her koridor biribirine diklenen,
biribirileriyle aralıksız çarpışan bakış açılarına bağlanarak
uzar gider: Yol’dur koridor, bir yolculuğun içine birebir
yerleştiği kılıf.
|