Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Bu Vals Başka Vals

Johann Strauss’la ilk kez çalışma odama girdiğinde tanıştığımı, bir öğle yemeğinde uzun uzun sohbet ettiğimi söylediğimde belki Zaman Tüneli’ndeki bir yolculuktan, bir düşümden ya da güpegündüz imgelemimde yarattığım bir sahneden sözettiğim akla gelecektir, öyle değil: Johann Strauss, XIX. Yüzyıl Osmanlı kültürü üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmış, sinir bozucu bilgiler edinmiş, sinir bozucu ölçüde dilimizi iyi tanıyan günümüz araştırmacılarından biri.
Bizi biraraya getiren Timour Muhiddine, karşılaşmamızdan aylar önce konuyu bu benzersiz “meraklı”ya getirmiş, oturduğumuz kahvede anlattıklarıyla beni şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklemeyi başarmıştı. Sohbetimiz sırasında, Timour’un abartmadığını gördüm: Johann, pek az kişinin yolunu yitirmeden dolaşabileceği diyarlarda ve zamanlarda, evinde ve günündeymişçesine rahat yol alıyordu.
Çalışma alanı geniş, hem de alabildiğine puslu Johann’ın: Geçen yüzyılda Osmanlı topraklarında yaşamış, iz bırakmış yerli-yabancıları ve azınlıkları araştırıyor, üzerinde asıl yoğunlaştığı örnekler rahatlıkla “minör” kapsamına sokulabilir. Sözkonusu kitaplar, makaleler, risaleler yayımlandıkları dönemde bile derkenarda konumlanmış ürünleri içeriyor; ne göze batacak bir yankı doğurmuşlar, ne de çeşitli kaynakçalara girme hakkına sahip olmuşlar — dolayısıyla yapılacak tek iş iğneyle kuyu kazmak, bunu göze almak.
Johann Strauss bütün kütüphanelerin gediklisi, bütün dergi koleksiyonlarının tarayıcısı, bütün göndermelerin, dipnotların avcısı. Büyük, yayınık bir imparatorluğun yeraltı sularına, loş dehlizlerine, köstebek yollarına ve yuvalarına hâkim. İşi gücü, kollektif belleğin gizli kapaklı katmanlarından sızabilecek ışık kırıntılarına ulaşmak, onları biraraya getirip unutuluşa bir biçimde meydan okumak. Üstelik ne Sancho’su var, ne Dulcinea’sı.
Bu nomenklatura şimdiden gözlerimi kamaştırıyor açıkçası. Yeryüzünün bütün ansiklopedicileri, öteki alanlarda o denli geçerli olmayan bir ortak duygu türüne sahiptirler: Biribirilerine sevgi, saygı, hattâ hayranlık beslerler; aynı alanda çalışsalar bile, karşılıklı beslenir, yardımlaşırlar; herbiri, ötekilerin adres defterindedir.
Johann Strauss’a o gün, Cumhuriyet dönemiyle ilgili minörler tasarımı açtığımda gözleri parıldadı. Yıllardır Anadolu ve Rumeli’nin çağdaş ‘hétéroclite’lerine ilişkin bir arayış içindeyim. Ne kadarı proje kapsamına girer, hangi aşamada ikinci bir işe soyunmaya kalkışırım, kalkışabilir miyim kestiremem, “minör şair”lerin kitaplarını da seçerek biriktiriyorum ayrıca. İlk ürünüm bu bağlamda, Unutulmuş Şiirler Antolojisi olduydu (bir yandan genişletiyorum o kitabı), ikincisi yabancı dilde (de) ürün vermiş şair ve yazarlarımızdan bir antoloji olacak: Ömer Seyfettin’den, Abdullah Cevdet’ten, Hâşim’den başlayarak günümüze uzanacak bir minör toplam.
Johann Strauss, bu başıboş gezintilerimi sevecen bir ifadeyle, can kulağıyla dinledi.
Bizimkisi garip kavim.