Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Elliavart Etéop El

Turgay Fişekçi’nin Türkiye’de şiirin durumuna ilişkin Cumhuriyet’te çıkan yazısına, Tuğrul Tanyol Akşam-lık’da bir yanıt getirdi. Doğurgan bir tartışma mı çıkar buradan, iki şair arasında tıkanacak bir polemik olarak mı kalır, kestirmek güç şimdilik. Yaşıtım olmaları dışında pek bir ortak noktam yok iki şairle de, bundandır, tartışmaya karışacak değilim — “sözcüğü sözcüğüne” anlaştıkları bir konuda söyleyeceklerim var buna karşılık.
İki şair de, Erzincan’da yayımlanan Le Poète Travaille dergisine, adından başlayarak çıkışmışlar. Şair Çalışıyor demek varken, Fransızcasının yeğlenmesini şaşırtma isteğiyle açıklıyor Fişekçi; Tanyol’a gelince, onun görüşü biraz daha ağır: “Böyle kötü basılmış bir dergiye böyle taşra entelektüeli bir ad bulmak doğrusu insanda gülümseme yaratıyor”.
Otuz yıldır bu tarz suçlamalarla karşılaşmaya alışmış biri olmam, bir gülümseme de bende yarattı ister istemez. Dünyayı İstanbul’un iki-üç mahallesiyle sınırlayanların, o “muhtariyet” alanının dışına taşan her çıkışı yargılamaları eşyanın mantığı. Le Poète Travaille dergisini çıkaranların yaptığı, salyangoz satışını bile aşan bir çıkıntılık. Taşralı, taşralılığını bilmeli: Artık Keban mı olur, Fırat mı, yerel dergisini çıkaracaksa çıkarmalı, ondan ötesine taşmanın haddini bilmemek olacağını anlamalı. Tanyol bütün gülümsemesini bir atımda harcamamıştır umarım: Akatalpa’ya, Cogito’ya, Picus’a da eğilmek gerekebilir.
Kadim bir salyangoz üreticisi olarak bu konudaki görüşümün uzunboylu önemi olduğunu sanmıyorum. Gelgelelim, bir önemi olsun olmasın, öteden beri görüşlerimi dile getirmekte herhangi bir sakınca görmedim. Le Poète Travaille, bana kalırsa, Taşra’da çıkarılan bir yaratı dergisi için çok uygun bir isim. Malûm Taşra “dışarısı” demek, “içeri”si merkezse ve merkez yumuşak bir şiirin kumlarına gömülüyorsa, Şair dışarı çıkmayı seçebilir: Şair Çalışıyor demek bana kalırsa yetmezdi, sert bir isim gerekirdi: Bulunmuş.
Ne gereği var oysa, bizim dilimiz yetmez miydi? “Om Mani Padme Hum”, “Smyrna Blues” (A. İlhan), “Obras Completas” (Uyar), “On Being Jew” (Özel), “Lui e Vagabondo Come me” (Müldür), “Philanthrophy” (Arslanbenzer), saymaka bitmez zebra’lıklar, ne oluyor yahu?
Şu oluyor: Sınıfta canı sıkılan dışarı çıkmak istiyor. Sınıf boktan ve gerçekten çok can sıkıcı, en sıkı arkadaşlar dışarıda, eskiden taşrada şiir mi olurdu: Mehmet Taner (Ankara), Hüseyin Ferhad (Adana), Nuri Demirci (Bursa), Azâd Ziya (Diyarbakır), Azer Yaren (Ordu), bu da say say bitmeyecek. Sert biir şiir İstanbul’da da yazılabilir ayrıca: Mustafa Irgat’ı anımsıyor musunuz?
Erzincan besbelli çok uzakta. Paris de öyle. Ola ki bu yaklaştırmıştır çalışan şairleri.
Bana öyle geliyor ki, en doğrusu, yazılan şiirin içine bakmak: Kimmiş, hangi mıntıkadanmış, çetesi büyük müymüş: Bunlar geçer gider.