Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

En Büyük Şair Olur Mu?

Robert Frost öldüğünde, başta John Berryman, ‘kalan’ların “şimdi, yaşayan en büyük Amerikan şairi kim sayılacak?” kaygısına kapıldıkları biliniyor. Hemen ‘majör’leri sıralamışlar — aralarından çıkacak ya en büyük. İtiş-kakış çirkin boyutlar almış iki çırpıda: Bir festivalde, Louise Glück’e dönüp “sizi buraya çağırmalarının nedeni güzel bir kadın olmanız” demiş Berryman, tabiî içkili.
Geçenlerde, bir grup Fransızı tartışırken izledim, meyhane masasında. Bir yayıncı-yazar, Jaccottet’nin yaşayan en büyük Fransız şairi olduğunu söylüyordu. Bonnefoy’yı hatırlattılar, şiirinin buzul yönü üzerinde durarak onu kenara itiverdi. Aragon hayattayken, kötüleme yarışına girenler, yıllardır tek satırını okumayan yargıçlarmış.
Bizde de durum aynı. Yaşayan en büyük şairimiz bana kalırsa Dağlarca’dır, pek az kişi gönülden kabullenir o nitelemeyi, olsa olsa uzak geçmişi ve yaşı nedeniyle onaylayabilirler bu statüyü: Çeyrek yüzyıldır hiç okunmamıştır. Üstüste okuduğum üç yeni kitabı: İmin Yürüyüşü ve Yapıtlarımla Konuşmalar I-II, Dağlarca’nın doruğunda ne denli yalnız olduğunu gösterdi bana.
Dağlarca değilse kim peki? Büyük olasılıkla hiç kimse! Attilâ İlhan bütünüyle demode, İlhan Berk hafif şair, geçen yıl olsaydı ne kolaydı — Melih Cevdet’in ya da Ece’nin adını verip rahatlarlardı. Öteki Türkiye daha rahat: Necip Fazıl’ın ölümünden bu yana tek adayları var: Sezai Karakoç.
Şüphesiz gerçek bir sorun sayılamaz ‘yaşayan en büyük şair’i seçmek, göstermek. Hepten düzmece bir konu bu. Burada göze çarpan, şairlerin de aynı oyuna katılma basiretsizliğini dünyanın her yerinde göstermeleri. Yaşlanmışlardır, ölmeden, ‘yaşayan en büyük şair’ olarak anılmak gönüllerini çeliverir.
Öte yandan, neresinden bakılsa, nesnel ölçülendirmenin olanaksız olduğu bir seçim sözkonusu. Bırakın en büyüğü, büyükleri bile saptamakta anlaşmazlığa düşüldüğü görülür. Olsa olsa, “majör şair” kavramı etrafında bir dizi ölçüt geliştirilebilir, orada da uzlaşma olasılığı kesin değildir.
Kimdir majör şair, ‘minör’lerin arasından hangi özellikleriyle sıyrılır? Bu ayrım başka sıfatlara (örneğin ‘iyi’, ‘önemli’, ‘yolaçıcı’, ‘özgün’) bağlı mıdır?
İyi şair ille de majör olan mıdır?
Kötü şairin minör olmadığı görülmez mi?
Yarışma yarıştırma, sınıflandırma ya da hiyerarşik değer sistemi önermek, saha komiserlerinin işi. O yoldan kendi varlıklarını doğrularlar genellikle.
Bir şairin önce sıkı yapıtlar verip vermediğine bakarım ben. Bir, birkaç vazgeçilmez kitap. Sonra, yazdıklarıyla gelen özel bir dünya, üslûp, dil, yaklaşım, musikî var mı? Başka dillerde, başka dillere dayanıklı mı? Çeyrek, yarım, tam yüzyıl eleği kullanıldığında, ülke ölçeğinden dünya ölçeğine, deliklerden sıvışıp gidiyor mu, üstte kalıyor mu?
Ne çıkabilir bütün bu soruların yanıtlarından?
Bana göre durum.
Başkalarına göre değişebilen bir durum.
Gene de, kimi şairler üzerinde görece uzlaşıldığı söylenebilir.