Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

En İyi 10 Oyun

Faruk Ulay’ın sinema tarihinin en iyi on filmi ‘kişisel listesi’ üzerinde oyalanırken, bir ara, aynı “anket”in Tiyatroya uygulanması konusu sıçradı aklıma. Şüphesiz, bütün tiyatro tarihine yönelmeye kalkışmak insafsızlık olur, XX. yüzyılla sınırlı tutulabilir anketin çapı. O durumda, çok kişinin ciddi biçimde tökezleyeceği kanısındayım — Türkiye’de. Sinema bağlamında, bu anketi geniş bir “ilgili” kitlesiyle gerçekleştirmek zor değildir, iş tiyatroya gelince değişiyor: Ana ilgi alanı tiyatro olmayan “kültürlü çevre”nin sakinlerini enikonu zorlayacaktır böyle bir anket:
Kaç Strindberg gördünüz? Rastgele isimler saçıyorum, oyun yazarlarından, ortayere: Adamov, Albee, Pinter, Handke, Sarraute, Anouilh, Beckett, İonesco, Lorca, Camus, Sartre, Thomas Bernhard, Peter Weiss... Sahnede hangi oyunlarını izleyebildiniz?
Durumun sinemayla karşılaştırılamayacağı kesin. Bana öyle geliyor ki, sinema anketine sayısız, tiyatro anketine sayılı insan katılabilir: XX. yüzyılın en önemli otuz oyununun çoğunu sahneden tanıyanlar ancak tiyatro tutkunlarının arasından çıkacaktır.
Üstelik, ‘hangi yorumlar’ sorusuna daha gelmedik! “Godot’yu Beklerken”i hangi yönetmenden, oyunculardan gördüğümüz önemli değil mi? Asaf Çiğiltepe yorumuyla Roger Blin yorumunu “en iyi on oyun”u seçeceksek nasıl aynı kefeye koyarız? Yoksa, “metin”le sınırlı bir seçime mi gideceğiz? Olmaz öyle şey: Tiyatroyu kâğıt üzerinde değil sahne üzerinde değerlendirmek gerekir.
Tiyatronun, Sinema kadar evrensel bir yaygınlık kazanmadığı açık XX. yüzyılda. Brook, Mnouchkine ya da Wilson yorumlarından hareket edebileceklerin sayısı, Türkiye’de, pek sınırlı değil mi?
Sinemanın tersine Tiyatro çevresinde dil önemli bir engel yaratıyor. Türkiye’de, tiyatro meraklılarının ezici çoğunluğu önlerine getirilen “repertuvar”la sınırlı bir takip içinde olmuş, kalmışlardır. Yerli oyunları ayırıyorum: Bilmem Türk yazarlarının kaleminden çıkmış kaç oyun “en iyi on oyun” listesine aday olabilir, Sinema’daki durumdan farklı sayabilir miyiz Tiyatro’daki durumu?
Geriye, sunulan oyunlar, yazarlar kalacaktır. Bizim izleyicimiz Pirandello’yu, Brecht’i, Lorca’yı kimi ana yapıtlarından tanımıştır, gelgelelim Botho Strauss’un adını duymamıştır. “En iyi on filim” listesi hazırlayacakların çoğu Bergman’ı esgeçmeyecektir, ama büyük bir tiyatro adamıdır bu İsveçli sanatçı: Tanıyanımız olmuş mudur?
Tiyatroya teknoloji de gereğince yardımcı olmuyor. Televizyon has oyunlara ender yer veriyor örneğin. Çoğaltım araçları da (video, DVD, vb) öyle: Bırakalım sinemaya verilen olanakları, Tiyatro sanırım Opera’nın, Musikî’nin bile gerisinde bırakılıyor.
İlişkimiz iyiden iyiye güdükleşmiş Tiyatro’yla.
Faturayı ona çıkararak işin içinden çıkıyor, rahatlıyoruz. Ekran(lar) kadar kolay ulaşılabilir olmayışı, kitaplar kadar el altında olmayışı bizim edilgin merakımızla birleşince kopukluk büyüyor.
“Tiyatroyla ilişkimin boyutları benim arızama bağlı — hiç değilse bunu kabullenebilseydik.