Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Okurlar ve Yazarlar

Günlük bir gazetede yayımlanan bir söyleşide, Murathan Mungan, “Enis Batur, ‘Türkiye’de iyi edebiyat okurunun sayısı beş bini aşmaz’ diyordu, ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Enis Batur’un kitaplarının o kadar sattığını sanmıyorum” yanıtını vereli çok olmadı.
Doğrudur: Benim kitaplarımın ortalama okur sayısı 1500 dolaylarındadır. Satışı 3000’ü aşan kitaplarım, satışı 1000’i bulmayan kitaplarım olduğuna göre, böyle bir ortalamadan sözedebiliriz.
İyi edebiyat okuru sayısını, ben kendi kitaplarıma bakarak çıkarmadım; yayıncılık alanındaki sayısal duruma dayanarak o saptamayı yapmıştım. Yakından ilgili olanlar, bu bağlamda dile getirdiklerimi Yazboz başlıklı kitabımda yeralan birden fazla denemeden izleyebilirler. İyi edebiyat okuru’nun sayısı gerçekten de 5000 dolaylarındadır. Mungan tam anlayamamış: Ben onların hepsinin benim kitaplarımı okuduğunu ileri sürmedim hiçbir yerde, hiçbir vakit: Neden, nereden böyle bir sonuç çıkarayım ki?
Haklı olarak, çok satan kitaplar yazmanın ayıp olmadığını düşünen Ayşe Kulin ise, geçenlerde okuduğum bir söyleşisinde, “Enis Batur’un kitapları da çok satıyor” demiş. Bu doğru değil işte, sayın Kulin: Benim kitaplarımın oldukça sınırlı sayıda bir okuru vardır. Bu durumdan utanç duymuyorum şüphesiz; ama, gurur duyuyor da değilim. “Ne kadar az satarsa o kadar iyidir” yönünde akıl yürütenler arasında yeralmadığımı söylemeliyim.
Kitaplarımın ortalama okur sayısının çok daha fazla olmasını yeğlerdim. Bu sonucun gerçekleşebilmesi için iki yol var önümüzde — biri gerçekçi, ötekisi ütopist iki seçenek. İlkinde, günümüz okurunun beklentilerini karşılayacak kitaplar yazmaya yönelmek sözkonusu; ikincisinde, ülkenizdeki nitelikli okur sayısının artmasını, besbelli ki uzun bir süre, beklemek. Ben, ikinci yolu seçenlerdenim.
Okur okurdur, niteliksizi niteliklisi olur mu diye düşünenler elbette vardır, onlara katılmıyorum. Nitelikli okurluktan ne anladığımı yıllardır yazıyorum, onlarca deneme kaleme aldım o konuda, dileyen alır bakar.
Her yazar iyi-kötü kendisine benzeyen, yakın konumda olan, ortak kaygı ve değerlere sahip okurlar tarafından okunur.
Elli bin, yüzbin, yüzelli bin okurunuz varsa, bununla yetineceksiniz. Sorun, sanıyorum, bir de öbür üç-beş bin okuru istemekten kaynaklanıyor.
Bir de şuradan: Şiir, roman, anı, yazı yazınca “Edebiyat”ın kapsama alanına kendiliğinden girildiği sanısına, kanısına kapılanlar oluyor. Kerem Alışık ile Melih Cevdet’i, Hıfzı Topuz ile Tahsin Yücel’i, Haşmet Babaoğlu ile Nermi Uygur’u yazı serüveninin aynı yakasında buluşturabilir misiniz?
Diyorum ki: Yalnızca yazarları değil, okurları da buluşturamazsınız.