Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Profesyonel ve Amatör

I

Sık sık söyledim, bir kere daha dile getirmenin ne sakıncası olabilir: Otuz yıllık yazarlık yaşamımın hiçbir aşamasında kendimi profesyonel bir yazar, şair, edebiyat adamı olarak görmedim. O sıfat bir isimden, dilimizde “meslek” sözcüğüyle karşıladığımız “profession”dan geliyor: Kişinin yaşamını kazandığı iş. Ben hep bir uğraş saydım yazmayı, hayatımın eksenini üstüne oturttuğum ana uğraş. Yaşama çarklarımı döndürmek için başka işler, en çok da yayıncılık yaptım, geçimimi yazarlıktan sağlamayı düşlediğim olmuştur, ama bunu gerçekte hiçbir zaman düşünmedim: Yazdıklarımın her vakit az sayıda okuru oldu, profesyonel yazarların çok sayıda okura yönelmeleri zorunludur.
Profesyonel olmayı istememek ayrı şey, dileseydim olabilir, bunu başarabilir miydim, apayrı şey. Okurların yazdıklarınızı istemeleri, sizin yazdıklarınızla çok sayıda okurun ilgisini çekmeniz, bir de onların okuyabilecekleri tarzlardan birinde yazmayı becermeniz gerekir, ki kolay değildir. Profesyonel değilseniz ne’siniz peki — hele, benim durumumda, yüzyirmiyi aşkın kitap çıkarmış, çeşitli yayınevleriyle yazar olarak çalışmış biriyseniz, neyin nesiniz?
“Amatör” kavramı, “profesyonel”in tam da karşı kutbuna oturtulan sıfat, Latince “sevmek” fiilinden geliyor. Toplumsal işbölümü bağlamında, kimi örneklerde (örneğin spor alanında) apaçık görünür aralarındaki ayrım; kimi işkollarında amatör versiyon yoktur (örneğin, amatör yol mühendisine rastlayamazsınız), buna karşılık, amatör tamirci genellikle kendi sorunlarını çözer, amatör kaptan kendi teknesini kullanır.
Amatör yazarın durumu bulanık. Farklı türden amatörlük biçimleriyle karşılaşılır: Kendisi için yazıp yazdıklarını çekmeceye kaldıranlar, kitaplarını kendileri basıp çevresindekilere dağıtmakla yetinenler, aynı yoldan bastırıp satmayı ve masraflarının bir bölümünü çıkartmayı deneyenler — bir de, benim gibiler, ki bazı ülkelerde çoğu şair, yazar benzeri konumdadır: Diledikleri gibi yazan, çarkı işletecek ölçüde okuru olduğu için, zaman zaman yayıncısına saygınlık getirdiği gerekçesiyle kitapları yayımlanan, elde ettiği satış geliriyle geçimini sağlayamayan, o akarla ola ki ‘kültürel masraf’larını karşılayabilen kişiler bunlar.
Bir yazıntoplumbilimcisi, Nathalie Heinich, Yazar Olmak başlıklı, tarihsel boyutu da öne çıkan araştırmasında, Batı ülkelerinde yazarlığın toplumsal, ekonomik, sembolik statülerini ayrı ayrı ele almıştı; bir benzeri Türkiye açısından da yapılmalı.