|
Tanrı’nın Eli
Mayıs ayı sonunda, Buenos Aires’teki bir müzeden çalınan,
Auguste Rodin’in onbeş santimetre boyunda (150 bin dolar
değerinde) heykeli, Tanrı’nın Eli bulundu mu bilemiyorum:
Hırsız sanatseverse, satış amaçlı bir girişim değilse
onunkisi, iş güçleşecektir: Paris’in göbeğindeki bir
parktan kalkıp giden koskoca bir büst, Picasso’nun Apollinaire’e
Armağanı o gün bugün bulunamadı örneğin.
Üst kültürden biri için “Tanrı’nın Eli” imgesi Michelangelo’nun
ünlü freskosuyla bağlantılı bir çağrışım alanı yaratacaktır.
Alt kültür açısından, Diego Maradona’nın Dünya kupasında
attığı dramatik, kanımca ahlâkdışı “gol”den sonra yaptığı
yorumdan anımsanacak bir organ bu. Rodin’in, Paris’teki
ve Meudon’daki müze-evlerinde, Orsay’da ve başka müzelerde
sayısız yontusunu gördüm bugüne dek, Tanrı’nın Eli’ni
gözümün önüne getiremedim bir türlü: İçinde ufarak bir
insan gövdesi duran bir elmiş, Herald Tribune’de rastladığım
habere bakılırsa.
Tanrı’nın Eli’ni gördüğünde kendi elini düşünmüş müydü
hırsız? Bir uz, bir tür hüner gerektirir hırsızlık;
“çabuk el”, son derece doğru bir zamanlama yetisi ve
soğukkanlık ister: Bresson’un Yankesici adlı başyapıtını
izlemiş olanlar (Mustafa Irgat’ın en sevdiği filimdi
bu), usta yönetmenin hırsızın ustalığına bir tür ürpertiyle
sokulduğunu farketmişlerdir.
Tanrı’nın Eli’ni yapan Rodin, pek çok yontu sanatçısı
kadar mı, hayır, sanırım her yontucudan fazla “el” üzerinde
çalışmıştı. Meudon’daki yüzlerce kalıbı vitrinlerde
gördüğümde, gözümün dibinde bir el ormanı canlanmıştı.
Hem neden olmasın, koca Shakespeare ayaklanan, yürüyen
bir orman çıkarmamış mıydı karşımıza, Macbeth’inin sonunda?
Tanrı’nın eli, onu düşleyen yontucunun eli, yontuyu
çalma gözüpekliğini gösteren yaman hırsızın eli, kendi
eline bakarak bu yazıyı kâğıda düşen yazarın eli, basıldıktan
sonra Akşam-lık’ta bu çıkmayı okuyacak okurun gazeteyi
tutacak eli — ne demişti OktayRifat: Elleri var özgürlüğün.
|