|
Tolstoy’un İtirafları
Tolstoy’un İtiraflarım’ını oldukça kötü bir çeviriden
okumak durumunda kaldım — bu ara günlüklerini ve defterlerini
getirtmeyi düşünüyorum, ola ki İtiraflarım’ın da iyi
bir çevirisine kavuşur, yeniden metne bakarım.
Yazarın sallantısı durmayan yaşamının ortayerinde bir
kavşak niteliği taşıyor metin. Son derece yalın ve temel
sorulara eğiliyor Tolstoy: Nedir Hayat? Bir anlamı olabilir
mi? Neden ve Nasıl yaşanabilir? Ölümü seçmek en doğru
yol mu? Herşeyi denemiş, çelişkilerinin kendisini yırtmasına
sonuna dek engel olamamış büyük bir huzursuz. İki uç
kılavuz çıkmış karşısına: Hazreti Süleyman ve Schopenhauer.
İnsanı duvarına dayar onlar.
Benim de yaşamıma yön veren düşünürlerin başında geliyor
Schopenhauer. Hemen ardından Nietzsche’ye çıkmasaydı
yolum, tökezlerdim. İtiraflarım’la iyi ki genç yaşta
karşılaşmamıştım: Bu tür metinler insanı aşağı itiverir.
Şimdi okuyunca başka: Yazarının savruluşlarıyla kendi
iç tahteravallimi karşılaştırıyorum ister istemez. Benzeyen
yönlerimiz az değil: Yapıt’a ve Eş’e inanç. Ürpertici
fark: Bir noktadan sonra Tolstoy’a destek olamamış o
bağlantılar. Kaçınılmaz soru doğuyor: Beni daha ne kadar
‘idare’ edebilir bu tutunuş?
Ün, etki, para kazanmış Tolstoy. İtiraflarım’da öyle
cümleler geçiyor: “Onbeş yıl böyle oyalandım” türünden.
Beceriksiz, yer yer komik arayışlar — sözgelimi manastıra
kadar uşağıyla gidişi. “Mülkiyet”in insanoğlunun yeryüzündeki
temel açmazlarından biri olduğunu kavraması çok önemli;
gene de bir toprak ağası yaşamı sürdürüyor. Yapıtına
bağlı kaldığı dönemde ulaşmış başyapıtlarına, savruluş
ve sanata-edebiyata düşmanlık başlayınca cılızlaşıyor
çizgisi. Shakespeare’i bile küçümsemiş. Puşkin’i, Beethoven’i
hiçe sayabilmiş. Gözleri nasıl bu kadar bozulabildi
acaba?
Trenler İstasyonlar metnimle didiştiğim için olsa gerek,
Tolstoy’un yaşamını iki kilit âna çerçeveliyorum bugün:
5 Ocak 1872 günü Yasenskiy garında trenin altına atlayan
Anna Stepanovna’nın otopsisini izleyişi ve 28 Ekim 1910’da
evinden çıkıp trene binişi, 7 Kasım sabahı ölene dek
küçümen Astapova istasyonunda, istasyon şefinin yatağında
sayıklaması. Yeni, öykümsü parçalardan birini getirebilir
bu.
Tehlikeli bir öneri, öte yandan: İtiraflarım gibi kitapların
yazarları, bir biçimde onları çok genç insanların okumasını
engellemenin yolunu bulmalı. Bunun yolunun, belki de
tek yolunun, anlaşırlığı güçleştirmekten geçtiğini düşünüyorum.
40 yaşında biri İtiraflarım’ı okuyup kendini öldürmeye
karar veriyorsa, bu onun bileceği iştir; 16 yaşında
biri sözkonusuysa, onun Tolstoy’un sergüzeştini tartımla
algılayabileceğine inanmak güç geliyor bana.
Schopenhauer’i 16-17 yaş kavşağında keşfetmiştim. İntihar
düşünceleri 1974’e dek aklımdan çıkmadı; girişimde bulunmadıysam,
tıpkı Tolstoy’da olduğu gibi, gövdemde ve zihnimde hızla,
güçle çalışan bir dinamo olduğu içindi. Ogün bugün,
yolda, dinamosu öyle çalışmayanlara rastladım. Onları
kendilerinden belki kimse koruyamaz — ama, namluyu şakağa
dayayan sizin yazı eliniz olmasa daha iyi olur.
Kitaplar, insanların ölme kararı almalarına yolaçabilir
mi? Bilmiyorum bu etki türü üzerinde somut çalışmalar
yapılmış mıdır, yapılabilirdi: Werther’in, yayımlanışını
izleyen dönemde bir intihar dalgası yarattığını biliyoruz.
Bir de, hayata bağlayan kitaplar tanıyoruz.
Birileri öbürlerinden daha canalıcı değil oysa.
|