Arşiv / Mayın Tarlası
 
 
 
 
 
 

Yumuşak / Sert Şiir — Bir Açımlama

Yumuşak şiir/sert şiir ayrımım, üstüme yağan soru yağmuruna bakılırsa, merak konusu olmuş. Bu nitelemeler, tıpkı Ece Ayhan’ın “sıkı şiir”, “sivil şiir” tanımlarındaki gibi, herhangi bir kuram önerisine dayanmıyor: Öznel bir saptama alanı kuruyorum; paylaşılır paylaşılmaz.
Öncelikle belirtmeliyim: Yumuşak şiiri küçümsüyor, sert şiiri önemsiyor değilim. Büyük bir geleneği var yumuşak saydığım şiirin: Yahya Kemal, Dıranas, Oktay Rifat, Cemal Süreya doruk noktaları, XX. Yüzyıl Türk şiirinde. Klâsik söz yatağında yetkin söz arayışı, mutlak uyumun peşinde billûr çalışmaları. Olumsuz bir vurgu getirmiyorum: İktidar sanatı.
Sert şiir, buna karşılık, çözücü. Dile kökten bir muhalefetle yaklaşıyor; ısıran, tırmalayan, kemiren bir söz sanatı anlayışı. XX. Yüzyıl Türk şiirinde doruk noktaları: Nâzım’ın ilk dönem şiirleri, Asâf Hâlet Çelebi, Asu’nun ve Aylam’ın Dağlarca’sı, bütün Necatigil ve Turgut Uyar, elbette Ece Ayhan.
Bir dilin şiirini tamamlayan iki ayrı zihniyet. Hiçbir dilde yalnızca yumuşak, yalnızca sert şiirler yazıldığını sanmıyorum. Dahası: Temsilcileri ‘karşı taraf’ı topa tutsa da, biribirilerinden önemli ölçüde beslendiklerini düşünüyorum. Dahası: İyi bir yumuşak şiirin gizil bir sert cephesi, iyi bir sert şiirin gizil bir yumuşak boyutu olduğuna inanıyorum.
Son otuz yılın şiirinde, günümüz şiirinde, iki yönden gelen yeni örneklerle karşılaşıyoruz durmadan. Her zamanki dağılım geçerli: Üstün ürün az, vasat ürün çok, kötü ürün daha da çok iki cephede de. Kısacası, benim gözümde, yumuşak ya da sert olması bir şiirin, olgunluk bağlamında bağlayıcı bir nitelik taşımıyor.
Böyle düşünmeyenler olması da doğal geliyor bana. Sözgelimi, Osman Çakmakçı’nın kanımca doğru saptamalarına içerleyen Zaman yazarı İlhan Atılgan bunlardan biri: Şiir yumuşak olsun da nasıl olursa olsun. Yok öyle şey: Şiirin, oturduğunuz yerde bir noktanıza batması kaçınılmazdır.
Bir şiirin yumuşak ya da sert çizgide gelişmesi, aynı zihniyetin şairlerinin aynı şiirleri yazması anlamına hiç gelmiyor öte yandan. Şavkar Altınel, Sina Akyol, Cevat Çapan, Alova yumuşak; Mehmet Taner, Hulki Aktunç, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Bünyamin K. sert şiirler yazıyorlar bence: Ne ki, şiir dünyaları biribirine benzemiyor.
Sorunu, dönüp dönüp, dille ölçüşmeye dayandırıyorum. Sorunun içindeki asıl sorun ise, terazinin hangi kefesinde yer alırsa alsın şair, ölçüşmenin nasıl gerçekleştiğine bağlı. Ölçüsü, uyağı, vezni tastamam bir yığın berbat şiir yazılıyor. Saçmasapan bir söz yumağını, imge salatasını şiir diye önümüze sürenler de var. Dahası, çok iyi şairler olmanın dışında pek az ortak noktası bulunan Turgut Uyar, Cemal Süreya, Ece Ayhan’ı hâlâ aynı etiket altında buluşturmaya çalışanlar var.
Bizim şiir dünyamızın en sancılı konusu, henüz sapı samandan ayırma güçlüğünü aşamamış, ayıklama kıstaslarını geliştirememiş olmasıdır.
Son çeyrek yüzyıl içinde, OrhanKoçak dışında bir şiir eleştirmeninin ortaya çıkmamış olması yeterince düşündürücü değil midir?