Okuma Lambası
 
 
 
 
 
 

XXI. Yüzyılın Müziği İçin İki Uç

Giovanni Sollima ve Lark Dörtlüsü’nün, Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında, 23 Haziran 2001 akşamı Aya İrini’de gerekleştirdikleri konser tam bir şölendi açıkçası. 1962 Sicilya doğumlu bir besteci-çalgıcı Sollima, 2000 yılında bestelediği “İtalya’da Bir Yolculuk”, ilk kez geçen güz New-York’da seslendirilmiş taze bir yapıt.
Dörtdörtlük bir post-modern, Sollima: “Herşey”i fütursuzca kendine mal ediyor. Bütün dönemlerin, coğrafyaların ezgilerine açık, ne bulmuşsa cemetmiş bu yapıtında: Bir XVI. yüzyıl madrigaliyle Philip Glass, filim müziğiyle Steve Reich’vari perküsyonlar, Romantik akımın tınılarıyla Eros Ramozotti onda buluşuyor. İlginç, coşkulu, sıcak bir bireşim: Yakın geleceğin Pop müziği umarım bu yolda gelişir.
“İtalya’da Bir Yolculuk”, ondört bölümden oluşan soluklu bir yapıt. İzleksel örgüsünde de mozayık üslûbuna dayanıyor: Giotto ve Dante’den, Shakespeare ve Casanova’ya, hattâ Bruno gibi trajik bir örneğe sıçramaktan geri durmuyor.
1960’lardan başlayarak, kitlelerin ilgisini üzerinde toplayan Popüler Müzik alanına, Klâsik Müziğin önemli katkıları oldu: Pink Floyd, The Who, Alan Parsons Project, Jethro Tull ve benzeri toplulukların, yalnızca orkestrasyon düzleminde ya da çalgı seçimi bağlamında değil, ezgi düzeyinde de başvuru yaptıkları gözlemlendi. Son 30 yılın en fazla yankı uyandıran bestesi, Procol Harum’un “A Whiter Shade of Pale”inin, bu yakınlaşmanın bir ürünü olduğunu anımsatmak isterim.
XX. yüzyıl müziğinin evrimini hakkıyla değerlendirmek gerektiğinde, yalnızca ve birbaşına, “Klâsik” çizgiyi gözönünde tutmakla yetinemeyeceğimiz açıktır. Özellikle yüzyılın ikinci yarısında, folk-blues-rythm and blues-rock dörtgeninde gerçekleşen müzik devrimini küçümsemeye kalkışmak hepten tuhaf olur — cazdan hiç sözetmiyorum.
1945 sonrasında, kaldı ki, sözkonusu iki çizgi arasındaki yakınlaşmanın çift taraflı bir gelişme gösterdiğini kanıtlayan örnekler az değildir. “Klâsik” çizgideki kimi çıkışların her zaman hoş karşılanmadığı, Philip Glass ya da Steve Reich türü bestecilerin ‘adamdan sayılmadığı’ gerçi bilinen gerçek; ne ki, bu karşılıklı etkileşimin gitgide alan kazandığını söylemek de güç değil artık.
Amatör bir takipçi olarak, kişisel tercihlerim beni daha modernist bir çizgide tuttuğu için olsa gerek, tutucu bir dinleyici olarak kaldım; Messiaen’ın, Kurtag’ın, Ligeti’nin öğrencilerine yakınlık duyuyor, Amerikan ekolüne mesafe ve şüpheyle bakıyorum. Gelgelelim, o kanadın, Sollima örneğinde olduğu gibi, daha geniş bir dinleyici kitlesine, ciddi nitelik katkısı getirebileceğine, bir “tampon bölge” yaratacağına da inanıyorum.
Gene de, Giovanni Sollima ve Lark Dörtlüsünü dinlerken koyu bir ikilem içine düştüğümü saklayacak değilim. Bir yanım, bu “gösteri”nin herşeyi ehlileştiren, her alıntıyı mübah sayan, pervasız perspektifi ile neşelenirken, öteki yanım bir tür öfkeyle direndi durdu. Sözgelimi Giardono Bruno’nun yakıldığı Campo dei Fiori’yle bağlantılı 9. parçayı dinlerken, gönlüm nota kâğıtlarının başına Sollima’nın yerine Bruno Maderna’yı geçirmeden edemedi.
“Klâsik” çizgi, son yarım yüzyıl içinde, dev bir tecim çarkının tutsağı kılındı. Kargışlı çalgıcıların bile ilâh figürüne dönüştürüldüğü, bütün bir endüstrinin şan şöhret hizmetine koşulduğu bir dünyada, sahici sanatsal arayışın alanı ister istemez daraldı. Öte yandan, bu çerçevede üretilen işlerin yokuşunun gitgide dikleştiğini de unutmamak gerekiyor: Zimmermann’ın bestelerini sıkı modern edebiyat bilgisi olmadan, Gavin Bryars’ınkileri kavramsal sanatla yoğun ilişkiye girmeden, Morton Feldman’ı Beckett’in dünyasına nüfuz etmeden kavramak elde mi?
Son gözdem, Hanspeter Kyburz’un “Voynich Elyazması”, 29 enstrüman ve dev bir koro için gerçekleştirilmiş yeni bir çalışma. Sollima ile yaşıt, Kyburz. Yaklaşımları taban tabana zıt. “Voynich Elyazması”, XVI. yüzyıldan kalma, 232 sayfalık bir okunaksız metin. Pekçok uzman sökme çabası veriyor bu çözülememiş yazıyı. Kyburz, okunaksız bir metni seslendirmeye davranarak, yaptığı işin anlam sınırını dayatıyor bize.
Belki de o iki uç arasında yol alacak XXI. yüzyılın müziği.