|
Sentez Yutturmacası
Attilâ İlhan’a karşı tavır geliştirmemin kişisel nedenlere
bağlanma olasılığının yüksek olduğunu biliyorum. Öyle
ya, Mavi Adam’da beni nereye bağladığı ortada: “Biz
bu yanlışın (sömürge aydın olmanın) içindeyiz. Osmanlı
aydını oradan yanlışa tutunmuştur. Hâlâ öyle gidiyor.
Şimdi günümüzde en iyi Osmanlı aydını kimdir diye sorarsan
bana, Enis Batur derim tereddüt etmeden”. Çünkü Türkiye’nin
değil Batı’nın meselelerini tartışan, halk kendi adamını
tanıdığı için de halk tarafından okunmayan adam.
Attilâ İlhan’ın hakkımdaki görüşleri baştan beri belliydi:
Yirmi yıl önce beni “III. Yeni” hareketinin önsaflarına
koyduğunda, açıkçası o yaftanın üzerime yapışacağından
korkmuştum, bereket benimseyen çıkmadı. Birkaç yıl önceki
bir söyleşisinde benim için üzüldüğünü dile getirmişti:
“Yazınsal bilinci bunca yüksek biri bütünüyle halkına
yabancı şiirler yazıyor”.
Bütün bunlar, 1993’de, “Attilâ İlhan’a Övgü” başlıklı
bir yazı yazmama elbette engel olmadı: Ben sorunun,
Türkiye’de, külliyen red ya da külliyen kabul tavırlarına
yatkınlığımızdan kaynaklandığı inancındayım, düşünce
üreteceğimize kavga ediyoruz hep, bu bağlamda Attilâ
beyin ciddi sorumluluk payı olduğu kesin.
Şimdi, Attilâ İlhan, yarım yüzyıldır bir tasfiye hareketinin
peşinde. Nereden başladığı, nereye geldiği, yukarıda
alıntıladığım benimle ilgili cümlede belirginlik kazanıyor:
Tanzimat’tan günümüze. Peki, bu iki nokta arasında başka
kimler, neden yeralıyor? Zeynep Aliye’yle söyleşisinden
izleyebiliyoruz:
Cenap Şehabettin (s. 52) ve Tevfik Fikret (s. 118) sözgelimi
“acenta” şairler. Bu mantık, neden Aragon-Malraux ikilisi
üzerinden Attilâ İlhan için geçerli değil? Çünkü, kendisinin
“doğru sentez” yaptığından emin. Ben, değilim.
Edip Cansever (s. 106), Cemal Süreya (s. 90) cenazelerine
katılan 100 kişi tarafından okunan, haklarında üzüldüğü,
hatta yandığı şairler. II. Yeni’nin çıkmazında kalakalmış,
halk tarafından okunmayan şairler. “Türk halkı bunları
benimsemez”, diyor Attilâ İlhan. Özür dilerim ama, ben
Cemal Süreya’nın yayıncısıyım, son beş yıl içinde 16
basım yaptı şiirleri, toplam 32 bin okura ulaştı, bunu
nasıl açıklayacağız? Okunmak, satış sayıları bu denli
belirleyiciyse, yerden yere vurduğu Orhan Pamuk’u nereye
koymamız gerekiyor?
Ama, tasfiye listesinin henüz başındayız.
“İlerici şiir diye sunulan Garip şiiri” (s. 190), Sabahattin
Eyüboğlu gibi Yunan-Latin klâsiklerini yaymaya çalışanlar
(s. 191), “inanılmaz saçmalıklar yazan” ve “Tanzimat
kafasına sahip” Melih Cevdet Anday (s. 227), uyduruk
Türkçenin savunucusu ve Fransa temsilcisi Nurullah Ataç
(s. 250-251), “Türk aydını olmayan “ Berna Moran (s.
252), “halk nazarında sıfır aydın tipi” Murat Belge
(s. 253), “Fethullahçı Hilmi Yavuz” (s. 279)... uzayıp
giden bir yanlış insanlar çetelesi.
Attilâ İlhan, bütün bu insanları “sömürge aydını” kategorisine
yerleştiriyor. Ah ne büyük bir yük olmalı, Nâzım’dan
bu yana, en doğru şair ve en doğru aydın olma misyonunu
taşımak!
Bana kalırsa, Attilâ İlhan’ın perspektifindeki en belirgin
ölçüt olarak öne çıkan “sentez” kavramına yakından bakmak
gerekiyor. Daha önce yazmıştım: Batı kültürünün asıl
dayatması bu olmuştur: “Bizim gibi” olamazsın, “kendin”
de olmamalısın, ikisinin bireşimine ulaşmandır doğru
olan, düşüncesi, Attilâ İlhan’a Alliance Française yıllarında
dışarıdan şırıngalanmış alçaltıcı bir III. Dünya aydını
tanımıdır. Sentez, Batılıların asıl bizim “patinaj”
yapmamız için buldukları sihirli formüldü, “evrensel”
bir bakışaçısına ulaşmamızı engellemiş, Dünya’dan kopmamıza,
kendi içimizde sıkışmamıza, herkesten korkmamıza, herkesi
düşmanımız saymamıza yol açmıştır.
Bu düşmanlık, içeride de tahammülsüzlüğe yol açmamış
mıdır? Attilâ İlhan’ın ömrünün önemli bir bölümünü,
kendisi gibi düşünmeyen, farklı değer yargılarına, estetik
ölçütlere sahip insanları safdışı bırakmak amacıyla
onları suçlamakla, sık sık karalamakla geçirmesi gündemde
kalmasından başka neye yaramıştır? Türkiye’nin genç
kuşaklarının kafasını karıştırmaktan, “değer”leri iplemez
hale gelmelerine yol açmaktan çok neye yaramıştır?
Attilâ İlhan olsaydı, böyle birinin “görev”lendirilmiş
olduğunu söylemez miydi?
|