|
İnternet Ve Edebiyat
Pek çok alana olduğu gibi, Kültür’e ve Edebiyat’a da
yeni boyutlar, olanaklar getirdi İnternet. Bu yıl içinde
Şiir, Müzik, Sanat, Kütüphane, Üniversite sitelerini
kolaçan ettim biraz; birebir yararlanabileceğim başvuru
kaynaklarının bir bölüğünü saptadım, ayırdım; yaratıcı
etkinliğin ağır bastığı kimi ortamları belli aralarla
ziyaret ediyorum; biriki “interactive” bölgeyle de tanışma
fırsatım oldu: Şüphesiz bir İnternet uzmanı sayılmam,
klâsik iletişim araçlarının gündelik hayatımda tuttuğu
yerin azalmadığına bakılırsa, o doğrultuda ilerlemeyeceğim
de ortada. Bu durum, İnternet’ten yararlanmanın, İnternet
ortamı için kimi işler yapmanın getirilerini hafifsememe
yol açmıyor, nasıl yol açsın: Tavşan dağa küsse ne olur?
Kendi bağlamımda kalacak olursam, Edebiyatla ilgili
farklı yaklaşımlar üzerinde yeterince düşünce üretilmediğini
gözlemliyorum. Kimi yazar “site”leri tanıtım ağırlıklı,
daha çok ‘halkla ilişkiler’in bir yan kolu olarak kullanılıyor
burada teknoloji: Başvuru niteliği öne çıkıyor, yönlendirme
görevini üstleniyor “site”. Kimilerinde “ürün” öne çıkıyor
buna karşılık, alternatif bir yayın alanı oluşturan
yazarlar, dergilere vermektense, yapıtlarını burada
okura açmayı yeğliyorlar. İlk kümeye örnek olarak Buket
Uzuner, Ahmet Altan ve Kürşat Başar’ı; ikinci kümeye
Faruk Ulay, Cem Akaş ve Hakan Toker’i verebilirim. Bir
üçüncü kümede, “interactive” özellik şahdamarı çiziyor:
Sözgelimi Alev Alatlı’nın, Küçük İskender’in adreslerinde
gözgöze geliyor katılımcılar ve yazarlar. Bir de “tartışma
grupları” göze çarpıyor: Orhan Pamuk adına oluşturulan
forumda, “Şiir Postası”nda, karşılıklı düşünce alışverişi
yapılıyor. Başka form’lar, format’lar da var İnternet
ortamında. En önemlisi, klâsik yayınlar bile bu mecrayı
kullanıyorlar; örneğin Virgül dergisi eski sayılarının
arşivini sunuyor, okurun buradaki yazılardan ücretsiz
yararlanmasını sağlıyor.
Sözün özü, İnternet, on yıl önce düşlenmesi bile güç
bir ‘özgür dolaşım’ bölgesi sürüyor önümüze. Sermaye
gerektirmeyen bir eylem coğrafyası: Zaman ve emek ayıran
herkes için derinlik ve genişlik sağlayan bu ortam,
yıllardır iktidar ilişkilerinden yakınan, klâsik yayın
organlarının kapısından geçemediği için isyan eden her
genç şair, yazar için bir “hodri meydan!” koşulu hazırlamış
durumda. Ortalama dergi satışlarının bin nüshayı bulmadığı
bir ülkede, yabana atılacak bir seçenek değil İnternet’in
sunduğu. Başka ortamlarda duyurunuzu yapabilir, dilediğiniz
ürününüzü dilediğiniz biçimde yayımlayabilir, “indirilmesini”
sağlayabilirsiniz.
Bu gelişmeler, her yönüyle olumlu görünüyor bana, bir
yön dışında: Umarım fanzinlerin, fotokopi dergilerin,
akıntıya karşı yayıncılığın buharlaşmasına yol açmaz
İnternet. Anarşist yayıncılık, dünyanın her noktasında,
son yıllarda önemli açılımlar getirdi. Her yıl Frankfurt
Kitap Fuarının dev tecim çarkları bildik tempolarıyla
dönerken, Messe’nin dışına tezgâhlarını açan, derme
çatma çadırlarını kuran alternatif yayıncılar, eldeğmedik
keşif bölgelerine götürür okurları. Minörün, marjinalin,
kutsaldışının, her türden azınlığın seslenme olanağı
bulduğu bu kesit, Kitab’ın nefes almasını sağlar. Kitap-lık
dergisinin eski sayılarından birinde, yalnızca ‘küçük
yayınevleri’nin ürünlerini bulunduran bir kitabevini
tanıtmıştım: Rafları, çoğu taşralı (bu sözcüğün ilk
anlamına gönderme yapıyorum) amatör yayıncılardan gelme
sıkı kitaplarla doluydu.
Fanzinler, yakın dönem Türk yayıncılığında, henüz ölçümü
yapılamamış, hayli önemli bir damar yaratmışlardır.
Aklıma hemen gelen müthiş bir örnek, Cem Bak.’ın bir
düzineyi aşkın sayısı çıkan “Aksak Kılavuzu”dur. İçeriğinin
tutarlılığı ve zenginliği, tasarımının gözüpekliği ile
90’ların kesinkes en sağlam yayın organlarından birini
ortaya koyan Cem Bak., performansıyla irili ufaklı sermayelere
dayanan pek çok dergiyi sollamayı bilmişti.
İnternet, fanzinleri ve türevi yayın girişimlerini gerçekten
de önleyebilir mi? Teknoloji, her dönemde Zanaat’ın
yolunu tıkamıştır. Gerçekleştirme ve iletme kolaylıkları,
kendiliğinden yapım zorlukları, içeren uğraş alanlarını
kaçınılmaz biçimde sınırlar, dahası öteler. Burada da,
gelişmenin o yönde olmasından korkarım.
Ne olursa olsun, hem birbaşına, hem Kültür ve Edebiyat’la
ilişkisi çerçevesinde, İnternet’in önümüze serdiği ufka
dikkatle bakılması gerekiyor. Yapılabilenler, yapılabileceklerin
ne kadarı? Getiriyle götürünün pay-payda dağılımı ne?
Ne kadar yaklaşıyor, ne kadar uzaklaşıyoruz?
Hayatımızı dolduran saat, termometre, barometre gibi
ölçerlere, İnternet için bir yenisini eklememiz gerekecek
belki de.
|