Okuma Lambası
 
 
 
 
 
 

Gerçeğe Dayalı Öykü

“Hayatın bir biçimde tanığı olmak”tan sözetmiştim burada, bir biçimde ya da bir başka biçimde işleyebilir tanıklık eylemi. İşte, Emmanuel Carrère’in yakın tarihte dilimize çevrilen belgesel anlatısı “Rakip” (Doğan Yayınları) sıkı bir örnek. Gerçekleştiğinde geniş yankı dairesi oluşturan, gazete manşetlerinden televizyon ekranlarına toplumsal vitrinin dörtbir yanına sıçramakta gecikmeyen bir gündelik, “sıradan olay”a, bir “üçüncü sayfa haberi”ne dayanan çalışmasında, yazarın bir yan soruşturmaya daldığını görüyoruz.
Konu, ilk patlak verdiğinde, oldukça yalın bir görünümde: Bir ailenin üyeleri evlerinde çıkan yangın sonucunda yaşamlarını yitiriyorlar: Anne ve iki çocuk neredeyse kömüre dönüşmüşler, bir tek baba ölmemiş, ama o da komada. Sevilen ve sayılan bir doktor, uluslararası bir Tıp kuruluşunda yıllardır parlak bir kariyer çizmiş, mutlu bir aile, dostları onları elüstünde tutuyor. Olağan soruşturma başlatıldığında, zincirleme tuhaflıklar çıkıyor ortaya, polis birkaç adımda dehşet tablosuna ulaşıyor:
Doktor, doktor değil; Tıp Fakültesinde, birinci sınıf öğrencisiyken başarısız olduğunda yalan mekanizması devreye giriyor: Onsekiz yıl boyunca arkadaşlarını, anasını babasını, evlenince de eşini ve çocuklarını aldatıyor, her gün evden işe gidermiş gibi çıkıyor, çevresinde öylesine güven duygusu doğurmuş ki, herkes parasını değerlendirmesi için ona emanet ediyor ve bir gün deliniyor “sistem”: Soğukkanlılıkla gidip önce uzaktaki annesini babasını, sonra da eşini çocuklarını öldürüyor, intiharını hazırlıyor ama bu sonuncu halkada başarılı olamıyor: Yangın sonrası kaldırıldığı hastanede yaşamsal tehlikeyi atlatıyor, iyileştirilerek Adalet’e teslim ediliyor — dava “müebbed”le sonuçlanıyor, herşey yolunda giderse, 24 yıl sonra şartlı tahliyesi sözkonusu olabilecek.
Romancı Carrère, olayın ilk genel şokunun ardından, işin üzerine gidiyor, büyük olasılıkla yakında filme de alınacağını sandığım bu kapkara öykünün anakişisi ile temasa geçerek “Rakip”i hazırlıyor. Ortaya çıkan metnin sürükleyiciliğini, ürpertici teninin okurda yarattığı girdap duygusunu “olay”ın özelliklerine bağlamak en hafifinden insafsızlık olur: Gerçek ile Kurmaca, Soruşturma ile Tanıklık, Romanesk ile Röportaj arası altın dengeyi tutturmuş yazar: “Olup bitenler”i ne medyadan bu boyutlarıyla izlemek eldedir, ne birinci ağızdan (sahte doktorun yaşamöyküsel yazısından) ‘sinek gözüyle’ kotarılmış bir anlatıya ulaşılması sözkonusudur — Sezar’ın hakkını teslim etmek gerekir.
Bir denememde, gazete haberlerinin edebiyat adamına malzeme sağlaması konusuna uzun uzadıya değinmiştim (bkz: “Yazboz”daki “Anekdot”). “Röportaj”ın hâlâ çok önemli bir gizilgüç barındırdığına, yazın alanına güçlü katkılar getirebileceğine inanıyorum. Herşeyden önce de, anlatı çerçevesinde. Kurmaca öykülerde, kurmaca ağırlıklı romanların yüzlercesinde, her yıl, açıkçası vasatı zorlamayan imgelem ürünleriyle karşılaşmak, “hayatım roman” sözünü sarakaya alanların pek çoğunun kurmaca yeteneklerinin hayli sınırlı olması nedeniyle, bıktırıcı bir durum oluşturuyor. Gerçek kurmacaya faka bastırmaya koyulduğunda, ister istemez yakıcı tözünü dayatır. İş orada bitmez şüphesiz, tam tersine “yazma eylemi”nin özellikleri asıl o noktada belirleyicilik kazanır.
Bu açıyı seçen pek çok yazardan birine, XX. yüzyıl Amerikan edebiyatının kanımca en güçlü temsilcilerinden biri olan Truman Capote’ye yakından bakılabilir örneğin. “Bukalemunlar için Müzik” başlıklı toplamında (Remzi Kitabevi, 1990) yazdığı önsözde, röportajdan anlatı kurmaya geçiş köprüsünün ne denli zorlu bir süreç olduğunu aktarır Capote. Yaşadığı kimlik ve yazma tekniği bunalımlarına değindikten sonra ekler, orada: “Şimdi, o kadar çok acı çekmeme karşın, bunun başıma gelmiş olmasından memnunum; sonuç olarak, edebiyata bakış açımı, sanata, yaşama ve ikisi arasındaki dengeye yaklaşımımı, ve gerçek olanla gerçekten doğru olan arasındaki farkı anlayışımı, tümüyle değiştirdi”.
Görüldüğü gibi, “hayatın bir biçimde tanığı olma” konusu, düpedüz ve dolaysız biçimde, bir aktarım sorununa indirgenemeyecek karmaşıklıktadır — bir yazar için. Capote, belgesel yanı ağır basan bir anlatı kurmanın, nasıl bütün yazın dallarına borçlanarak sağlanabileceğini, o sürecin ne denli zorlu aşamalardan oluştuğunu bir bir gösterir o önsözünde, sonra da yetkin bir uygulamayla başbaşa bırakır okuru: “El Oyması Tabutlar — Bir Amerikan Cinayetinin Gerçeğe Dayalı Öyküsü”.