Okuma Lambası
 
 
 
 
 
 
Attilâ İlhan’ın Yanlışları


Bugünlerde, Türkiye’nin edebiyat dünyasında ağırlıklı yeri olan yazarlarımızla gerçekleştirilmiş “ırmak-söyleşi”ler, peşpeşe, kitap halinde okur önüne çıkıyor: Tahsin Yücel, Adalet Ağaoğlu ile ilgili kitaplara, Attilâ İlhan’la ilgili olanları eklendi: Erol Manisalı ve Zeynep Aliye’nin hazırladığı kitapların ardından Selim İleri’ninki gelecek.
Bir çırpıda üç kapsamlı söyleşi kitabı birden. Edebiyatımızda yabana atılamayacak bir yeri var Attilâ İlhan’ın; bu ilgiyi şaşırtıcı bulamayız. Üç çeyrek yüzyıllık bir yaşam, yarım yüzyılı aşkın bir süreye uzanan yoğun bir üretim. Irmak-söyleşilerin en vazgeçilmez boyutu burada işte: Bir tür “bilânço”nun ortaya çıkmasını sağlıyor, yazarın nereden nereye gittiğini gösteriyorlar.
Zeynep Aliye’nin “Mavi Adam - Attilâ İlhan’la Söyleşiler” kitabı iyi hazırlanmış, kurgulanmış bir çalışma; olabildiğince retrospektif bir taramayla karşıkarşıyayız. Kitabı bitiren her okurun, bakışaçısına göre bir genel değerlendirmesi olacaktır şüphesiz, benimkisini şöyle bir cümleye oturtabilirim, sanıyorum: Türk edebiyatında, “görüş”leri yapıtına bu kadar zarar vermiş ikinci bir yazar yoktur.
Attilâ İlhan şiirinin “Garip” hareketiyle “II. Yeni” arasında, Dağlarca’nınki kadar olmasa bile, önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum; romanının, özellikle sinematografik açılımlarıyla güçlü bir rolü olduğunu düşünüyorum; benim gözümde sorun, Attilâ İlhan’ın yazılarıyla başlıyor, genişliyor: Şiirden romana, tarihten bilime, ekonomiden siyasete, cinsellikten nükleer santrallara, son derece geniş bir ufukta alabildiğine kesin yargılar geliştiriyor ya yıllardır, görüşlerindeki tutarlılık kadar dayanaklarının kofluğu, tanıtlarının basmakalıplığı da gözden kaçmıyor.
Kendi ilgi alanlarımla sınırlı olarak, birkaç “tipik” örnek vermek istiyorum. Zeynep Aliye’nin bir sorusuna şu yanıtı veriyor Attilâ İlhan: “Henri Simon’un bir romanı vardı, adı Şey’di, 300 sayfa filân; adam bu 300 sayfa boyunca o ‘şey’i anlatıyor ama 300 sayfayı bitiriyorsun hâlâ o ‘şey’in ne olduğunu anlayamıyorsun. Bir sürü metin cambazlığı. Çok güzel Fransızca yazılmış. Ünlü bir kitap. Simon çok ünlü, en iyi romancılardan biri sayılır. Şimdi bakıyorum, o kitap çıkalı 30 sene oldu, Henri Simon’un eski itibarı yok. Çünkü kitaplar, edebi marifetleriyle kalmıyor, anlattıklarıyla kalıyor”.
Görünüşte, Attilâ İlhan “Yeni Roman” akımıyla hesaplaşıyor. Olabilir. Ama bir hesaplaşmaya girişilecekse, “karşı taraf”ı kavramak gerekir. Birincisi, sözkonusu yazarın adı Henri Simon değil, Claude Simon. Buna, sürçme diyelim. İkincisi, Şey diye bir romanı yok: Ya Perec’ın Şeyler’iyle karıştırıyor, ya da, daha vahimi, Claude Simon’un Leçon de Chose kitabından sözediyor, eğer öyleyse, ki bence öyle, Fransızcası da yetersiz: Burada “chose”un “şey”le ilgisi yoktur, kitabın adı düpedüz “Hayat Bilgisi”dir, aynı ders kitaplarında olduğu gibi. Üçüncüsü, Simon’un eski itibarının kalmadığı da külliyen yanlış: 1985’de Nobel ödülü kazandı bu yazar, geçen yıl yayımlanan Tramvay’ı neredeyse oybirliğiyle başyapıt olarak değerlendirildi.
Attilâ İlhan, sittin senedir böyle destekten yoksun yargılar geliştiriyor, yazıları yanlışlardan geçilmiyor, okurken hangisine şaşıracağınızı şaşırıyorsunuz. Mavi Adam’da da böyle: Israrla Rimbaud’nun “tek bir kitabı” olduğunu vurguluyor, üstelik şiirini çok iyi tanıdığını söylemeyi de ihmâl etmiyor, demek ki Rimbaud’nun üçte birini okumuş. “Heidegger varoluşçularını çizgisinde bir adamdı” cümlesini Felsefe Fakültesi öğrencisi söylese sarakaya alınır, Attilâ İlhan yetinmiyor, bu komik ve anakronik bilgiden yola çıkarak dehşet Heidegger ve Varoluşçuluk “analiz”leri yapıyor. Frankfurt okulu düşünürlerinin hepsinin cinsellikle ilgili kitapları olduğunun bilinmediğini yüzümüze çarpıyor: Gerçekten de bilmiyoruz, meselâ Adorno’nun, Habermas’ın (adlarını veriyor madem) hangi kitapları — ben öğrenmeye hazırım.
Attilâ İlhan’ın Loti’yle ilgili ileri sürdükleri yüz kızartıcı bilgi yanlışlarıyla dolu, herşeyi ve herkesi biribirine karıştırmış: Renée Vivien’le tanışan kadın Fransız değil Türktür (Reşat Nuri Darago’nun kızkardeşidir!), “Aziyade”yle ilgisi yoktur, Loti’yle “Aziyade”yi okuduğu için tanışmış, Vivien’e “Kırık Hayalliler” kitabıyla ve Loti’nin Türkiye’yi le Figaro’da övdüğü yazı sayesinde ulaşmıştır. Attilâ İlhan’ın bu konudaki bütün bilgileri yanlış, Loti’ye ilişkin “ne Türkiye’yle, ne Türk halkıyla ilgisi var” yorumu da.
Attilâ İlhan’ın yanlışları burada bitmiyor ama benim yerim bitti bitiyor. Yanlışlarını yorgunluğuna bağlayabilirdim, savaşmaktan yorgun düşmüş olsaydı. Önümüzdeki hafta bu ‘yorulmaz savaşçı’ya değineceğim.