|
Foto-Grafi
“Edgar Degas, fotoğrafçı” önümde duruyor. Yayına çok
iyi hazırlanmış bir kitap: Degas’nın ulaşılabilen bütün
fotoğraf çalışmaları, kendi resimleriyle ve dönemin
başka fotoğrafçılarıyla kimi eşleştirmeler, çözümlemeler
peşpeşe dizilmiş. Kitabın yanına, raftan çekip, Valéry’nin
“Degas Danse Dessin”ini (1938) koydum. On yıllık bir
aradan sonra, yeniden, derin bir hazla okuduğum o kitaba
ayrıca döneceğim.
Valéry, kitabı oluşturan, farklı dönemlerde yazılmış
parçaların pek azında Degas’nın fotoğraf tutkusuna yer
veriyor; buna karşılık, çizdiği sanatçı portresi öylesine
ince ayrıntılara dayanıyor ki, Degas’nın fotoğrafa bakışını
dolaylı yoldan aydınlatıyor.
“Fotoğrafın ressama öğretebileceklerini, ondan almaktan
kaçınması gerekenleri ilk keşfedenlerden biri oldu”
diyor Valéry. Başka bir bölümde, Bacon’ın da büyük ölçüde
çıkışını borçlu olduğunu bildiğimiz Muybridge’in fotoğraflarıyla
ilişkisine değiniyor — o fotoğrafların, sözgelimi atların
hareketleri konusunda olanların ressamların, yontucuların
ne denli yanılmış olduklarını kanıtladığını ekliyor.
“Fotoğrafı seviyor ve önemsiyordu” diye sürdürüyor Valéry:
“Ondan ürktükleri ya da gizlice yararlandıkları bilinsin
istemeyen sanatçıların yaşadığı bir dönemde”. Sonra
da, birkaç paragrafta, Degas’nın, ne zaman karşısına
geçsem tuhaf büyüsünün içinde yitip gitmekten kendimi
alamadığım bir fotoğrafına yaklaşıyor: Renoir divana
oturmuş, Mallarmé yanında ayakta, duvara yaslanmış duruyor,
arkalarındaki aynadan, Valéry’nin sözleriyle “Degas’nın
ve makinasının, Mallarmé’nin eşinin ve kızının hayaletleri”
belli belirsiz okunuyor. Dokuz gaz lâmbası eşliğinde,
onbeş dakika süren bir seansta çekilmiş o fotoğraf.
Bütün çektiği fotoğraflar bulunabilmiş değil sanırım,
Degas’nın. Kitapta yeralan fotoğrafların tümünün, kesinkes
onun objektifinden çıktığı da söylenemiyor. Gene de,
ressamın gerçekleştirdiği doğrulanabilen fotoğraflar,
yaklaşımının çerçevesini çiziyor. Özellikle, resim çalışmaları
için birer prova niteliği taşıyan, desenlerinden farklı
bir düzlemde taslak işlevi gören fotoğraflar, makinayla
kurduğu ilişkiye ışık düşürüyor. “Danseden Kadınlar”
izleği, “Kurulanan Kadın” gibi bir konu, resme dönüşecek
yapıtlara ilişkin birebir gözlemler yapılmasını kolaylaştırıyor.
Hareket eden gövdeyi gözetliyor Degas. Sonradan Matisse’de
de görülecek bir ana kaygı, Dans’ı olageldiği anda tutma,
kavrama tutkusu yönlendiriyor onu. Bir foto-grafi bakışı,
dahası bir sinematografi tasası duruyor ilgisinin merkezinde.
Dans izlekli bütün resimlerinde yorgunu yokuşa sürme
eğilimi görülmez mi: Kuşbakışı açılarla, üstelik aynalar
aracılığıyla çifte kavrulmuş zorluklarla örülen sahnelerde,
hareketi okumaya kalkışmıştır.
İkinci bir kesit, tuval üstünde de sık sık yönelmeden
edemediği “intérieure”lere uzanıyor. Pek çok fotoğrafta,
eşyaları ve insanları, konumlarını zorlayarak istiflemiş.
Gövdelerin gövdelerle, gövdelerin kendilerini kuşatan
nesnelerle ilişkileri alışılagelmiş duruşlarının ötesine
taşınıyor: Valéry kendi ağzından aktarıyor ya, sanat,
bir dizi işlem (“opération”) demek herşeyden önce, resmin
de fotoğraf gibi yapılan bir ‘şey’ olduğunu biliyor
Degas.
Kalıyor geriye portreler, otoportreler. Kendi payıma,
İngres ile Degas’yı, geçen yüzyılın en usta portre ressamları
olarak görüyorum. Degas düpedüz hayran Ingres’e, gelgelelim
portreleri bana kalırsa Ingres’inkilerden derin.
Fotoğrafları, buna karşılık, özellikle de objektifin
iki tarafında kendisi durmuşsa, sanki kaçamağın fenomenolojisi
için taslak çalışmaları yapılmış izlenimi doğuruyor:
Ressam, fotoğraf makinasının farkında: Büyük olasılıkla,
resim yaparken, ressam olduğunu unutuyordu oysa.
|