Okuma Lambası
 
 
 
 
 
 

ELEŞTİRİ VE OKUMA HAZZI

Masamda, The Shandean dergisinin 1998 yılında yayımlanan 10. sayısı duruyor; efsanevî Tristram Shandy’nin efsanevî yazarı Laurence Sterne’in yapıtını ve yaşamını didiklemek amacıyla Utrecht Üniversitesi tarafından yılda bir kez yayımlanan bu dergi-yıllık, 1989’dan beri çıkıyor. Kurulda İngiltere’den, Hollanda ve Fransa’dan, Amerika ve Japonya’dan öğretim üyeleri yeralıyor; derginin yazarlarına bakıyorum, daha da geniş bir coğrafyadan derlendiği göze çarpıyor incelemelerin, araştırmaların.
Ayrıcalıklı bir örnek sayılamaz Sterne, bu bağlamda. Daha önce Nabokov, Camus, Céline, Perec gibi yazarlar için çıkarılan süreli yayınlarla karşılaşmıştım. Sonra, geçen yıl, bir kataloga rastladım: Tek bir yazarı konu edinen dergilerin, tek bir yazarın etrafında oluşturulan derneklerin uçsuz bucaksız listesini orada görme fırsatım oldu: Minör sayılagelen pek çok edebiyat adamının bile son derece ciddi takipçileri var, bunu söyleyebilirim.
Bizde bir “Yahya Kemal Mecmuası” vardı(r), kitaplığımda dört sayısı bulunan bu yayının sürüp sürmediğini kestiremiyorum, ‘son’ sayısının çıktığı tarihe bakarak. Oysa, değerli bir kaynaktı(r) bu. Başka bir örneği var mıdır, olmuş mudur, anımsayamıyorum açıkçası. Yılda bir kez yayımlanacak Tevfik Fikret, Hâşim, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Ataç, Tanpınar, Necatigil, Oğuz Atay “Defter”leri olmalıydı — değil mi ki, herbirinin çok sayıda tutkunu, tutkulusu vardır. Herbir yayının künyesinde bir Üniversite’nin, Fakülte’nin adresi olmalıydı. O dergilere yayınevleri de katkıda bulunabilirdi.
Her yıl, Türkiye’de, birkaç sempozyum, kollokyum, konferans dizisi ya da seminer düzenlendiğine tanık oluyoruz. Birikisinin (O. Rifat, A. Göktürk gibi) düzenlenişine katkıda bulunduğum, birikisine (Dağlarca, Nâzım Hikmet gibi) bildirilerle katıldığım için biliyorum: Hepten boşlanmış bir alan değil bu. Tam tersine, Baudelaire ya da Genet gibi yabancı yazarlar etrafında bile sıkı etkinlikler düzenlenebildiğine bakılırsa, akademik ve yarı-akademik çevreler olanak yaratmayı da, seferber olmayı da başarabiliyorlar, gerektiğinde.
Eleştirel çalışmaların cılızlığından, genelde ülkemizdeki Eleştirel Bakış’ın sığlığından ikidebir yakınıyoruz ya, bu tür yayın etkinlikleri, sözlü etkinlikler canalıcı işlevler taşıyor. Şüphesiz düzey her vakit çok yüksek olmayabiliyor, öğrenci ödevlerini anıştıran bildiriler, müsamereleri çağrıştıran sözümona seminerler karşımıza sık çıkıyor ama, daha iyisini yapabilmek için ortamın da biraz zorlaması gerekiyor, gerekecek.
Bir yapıtın, yazarın kuşatıldığı yayınları son derece sıkıcı, yararsız, giderek engelleyi