|
GERÇEKÜSTÜCÜ DEVRİM
Beaubourg Kültür Merkezi’nin hazırlayıp sunduğu, başta
dev kataloğu olmak üzere pek çok yan yayınla desteklediği
“Gerçeküstücü Devrim” sergisinin, akımla yeni tanışan
genç kuşak üyeleri üzerindeki etkilerinin ne olacağını
kestirmek kolay olmasa gerek.
Benim kuşağımın, benden bir önceki kuşağın Sanat ve
Edebiyat’la yakından ilgili üyeleri açısından alabildiğine
tanıdık bir hareket, Gerçeküstücülük. 1920-45 arası
Dünya kültür ortamını derinden sarsmış son önemli kolektif
etkinlik.
1940 kuşağı (Orhan Veli ve arkadaşları), 1950 kuşağı
(başta Ferit Edgü) içinden tanımışlardı Gerçeküstücü
Devrimi; buna karşılık, ne denli ilgilenmiş olursak
olalım, bizim kuşağın üzerinde birinci el bir damgası
okunamaz akımın. Kişisel olarak, Gergedan dergisi için
1987’de düzenlediğim özel sayıdan bu yana ilgi alanımın
dışında kalmıştı akım, zaman zaman bazı odak noktalarında
konaklamış olsam da.
Beaubourg’daki sergiden, belki de bu uzunca ara nedeniyle,
yarıyarıya sersemlemiş biçimde çıktığımı itiraf etmeliyim:
Tanışıklık duygusu, insanın bakışaçısını olumsuz yönde
etkiliyor bazan, neredeyse hafifseyici bir tavır almasına
yol açabiliyor: İşin açığı, öylesine gittim “Gerçeküstücü
Devrim” sergisini görmeye, afallayarak ‘ders’imi aldım.
Herşeyden önce, Sanat-Edebiyat köprüsünde toplu üretimin
heyecanlandırıcı, hattâ uçurucu bir boyutu var: Yanyana,
içiçe yapılmış çalışmalar, ortak kılınabilmiş coşkular,
peşisıra gelmiş ölümcül kavgalar ve küskünlükler, büyük
bir dinamizmin işareti. İmeceyle yazılmış şiirlere,
yapılmış resimlere, kotarılmış kitaplara baktıkça hüzünleniyor
olmalı bugünün kolektif yaratıcılıktan enikonu uzaklaşmış,
yalnızlığına gömülmüş insanı.
Gerçeküstücülüğün, 1920’lerden başlayarak, eldeğmemiş
alanlara açıldığı bilinen gerçek: Düş, düşsellik, düşlem
evreninin uçlarına yolcu çıkılmış, Oyun’un fiziğinden
metafiziğine sıçranmış, bilinçaltı dehlizlerine uzanılmıştır.
Bunlar ve benzeri coğrafyalar keşfedilirken, ‘araç’lar
da basbayağı zorlanmıştır: Resim, Yontu, Fotoğraf, ilk
enstallasyonlar, Şiir ve Nesir, Sinema ve Tiyatro gibi
farklı alanlarda gerçeküstücülüğün yakası açılmadık
deneyimler yarattığını görüyoruz.
“Gerçeküstücü Devrim” sergisinin kendisi bir sanat yapıtı
boyutuna ulaşmış: Sergi düzenlemenin birbaşına yaratıcılık
olduğunu kanıtlayan bu örnek çalışma da kolektif üretimin
utkusunu getirip koyuyor izleyicinin önüne. XX. yüzyılın
görsel sanatlar tarihine mühürünü vurmuş ünlü yapıtlar
(Dali’nin, Magritte’in en popüler tabloları, Bunuel’in
filimleri) dar bir çevrenin bugüne dek görebildiği yapıtlarla
(Picasso’nun “Kum tabloları” gibi) içiçe geçirilmiş.
Max Ernst’in “kolaj”larından büyük bir seçme yeralıyor
Beaubourg’da: Neredeyse sergi içinde bağımsız bir sergi.
Bellmer’in tekinsiz “bebek”leri, hem yontu, hem de fotoğraf
alanında o ayrıksı ustanın tuttuğu yeri anımsatıyor.
Breton’un atölyesinin tıkabasa Afrika totemleri, özel
yapıtlar ve objeler ile donatılmış duvarı olduğu gibi
kurulmuş müzede. Sanat tutkununu salondan salona geçtikçe
linç eden bir doluluk.
Dörtbir yana dağıtılmış, daha doğrusu geçiş vitrinlerine
toplanmış yayınlar apayrı bir koridor açıyor zihinlerde:
Akımın bellibaşlı dergileri, kapaklarını Picasso’nun
ya da Tanguy’in hazırladığı dönemseller, çılgın kataloglar,
Dali’nin resimlediği René Char, Masson’un resimlediği
Aragon, Lorca ve Miro, peşpeşe geldikçe izleyicinin
toparlanması olanaksızlaşıyor.
Bu genel tabloyu, özel sayılabilecek düşünme kesitleri
tamamlıyor. Ben, örneğin, bugüne dek farkına varamadıklarımın
farkına vardım, sergide. Magritte’in basbayağı kötü
resimler yaptığı, yapıtına röprodüksiyonların çok şey
kazandırdığı; Dali’nin resmine, tam tersine, röprodüksiyonun
çok şey yitirttiği beni de şaşırtan bir gözlemim oldu:
Teknik çoğaltım, birinin zayıflıklarını örtüyor, öbürünün
hünerini gizliyordu.
Herkesin, hepimizin iyi-kötü bildiği bir sorun, bambaşka
bir katsayı kazandı aklımda: Gerçeküstücü akımın, Freud’a
ve 1917 Ekimine borçları, sergide çok daha net biçimde
öne çıkıyordu.
“Gerçeküstücü Devrim”, sahiden de bir devrim: Şiir (Char,
Aragon, Eluard), Anlatı (Breton), Görsel Sanatlar, Sinema
ve Fotoğraf gibi ağırlığını özellikle duyurduğu alanlarda
açtığı yolların, 1945 sonrasında da dönüştürücü etkisi
sürüp gitmiş.
Bu serginin onda birinin Türkiye’ye gelmesi için elimden
birşey gelsin çok isterdim.
|