|
KİTAP-GÖVDE
Kitapların en çetrefili gövde, gövdemiz. Durmadan
okuduğumuz bir kitap değil bu; durup dururken okumaya
koyulduğumuz bir kitap da: Bir çağrı almadıkça, bir
sesleniş sözkonusu olmadıkça yönelmiyoruz genellikle
ona; öteki kitaplara bizi her seferinde götüren bilinçli
ya da rastlantısal gerekçeler, gerekçelerimiz vardır,
gövde için farklı koşullarımızın, okurluk konumumuzun
özelliği: Belli belirsiz ya da apaçık, işaret almadıkça
ondan, sayfalarını çevirmeye kalkışmıyoruz pek.
Bir kitap olarak çetrefilliği, gövdemizdeki yazının
hazır, bitmiş olmamasından kaynaklanıyor: Doğumumuzu
önceleyen, ölümümüzü sonralayacak bir metin içeriyor
gövdemiz, hayatımızın sınırlarından taşıyor, onu öteliyor
gerçekliği.
İlk bakışta otobiyografik bir kitap olarak görebilir,
değerlendirebiliriz gövdemizi, tamıtamına öyle değil
oysa: ‘Biyo’ kısmı doğru şüphesiz, ‘oto’ kısmı bulanık:
Bir başına yazarı sayılabilir miyiz bu bütünlüğün, kendi
gövdemizden sözettiğimizde, açıkçası sanmıyorum: Orada
yazılanların, yazılagelenlerin bir bölüğünden doğrudan
doğruya sorumlu bulsak da kendimizi, bir başka boyutu
daha olduğunu görmezlikten gelemeyiz işin: ‘Dış etmen’lerin
bizi aşan, denetimimizden hepten bağımsız güçleri, gen
kuramından da destek alan bir yazgısallıkla kuşatır
gövdemizi, bir de müminsek, kitap iyiden iyiye yazarı
olmamızı zorlaştırır: Olsak olabilsek, yarım yamalak
okuru kılabiliriz kendimizi, gövdemizin.
Ölümü izleyen dönemde de çalıştığını biliyoruz gövdenin:
Çözülme başlar ve genişçe bir zaman dilimine yayılır,
saçlar tırnaklar uzar. Ama asıl, yaşarken çalışır o;
gelgelelim, sıradışı bir işleyiş olmadıkça bunun farkında
bile olmayız çoğu zaman, dahası, bu farkındalık da işleyişin
parçası haline dönüşmüştür — onu okumayız.
Seslenmeden, çağrıdan dem vurdum ya, uzun bir ifadeler
zinciridir bu: Göz kırpmadan kafa kaşımaya, soluk alıp
vermeden belli belirsiz kıpırdamaya, gövdemiz gerçekte
durmadan söze karışır, bizi kendimizle iletişime geçmeye
çağırır. Onu dinler ve taleplerine ayak uydururuz hemen
hep: Bütün sinir ve kas sistemimiz bir iletişim merkezi
olarak hareket eder, kitabın sayfalarını karıştırıp
bir pasajdan ötekine geçişimizi, dipnotlara ya da kaynakçaya
göz atmamızı yönlendirir.
Uyurken de böyle: Nasıl bildik anlamda bir okuma seansının
içinde, bir ara dalmış ve sayfalardan neredeyse boş
gözlerle geçtiğimizi anlayarak gerisin geri dönmek zorunda
kalmışsak, uyku süreci de kitabın boş okunuşunu andıran
bazı özellikler yükler bize: Başka bir bilinç tabakasında
gelişir hareketlerimiz, sağa sola döner, ola ki çeşitli
sesler çıkarırız, ama kitap elimizden düşmüş gibidir.
Kitapların en çetrefili, kendini sıradışı durumlarda
bütün gövdesiyle dayatır: Sürekli, güçlü bir ağrı gövdemizde
yürümeye koyulduğu an, satır satır, harf harf okutur
bu kitap metnini. İlgimizi başka bir kaynağa yöneltmemizi
olanaksızlaştıran eşiğe dayanmışsak, kitaptan sökün
eden her sese kulak kesileceğiz demektir: İçindeki metin
bütün anlam tabakalarını insafsız bir tavırla önümüze
yığmaya başlamıştır, neredeyse çaresiz, neredeyse teslim
olmaya hazır, pes etmeyen bir adımlık mesafedeyizdir
artık.
Kitap - Gövde çakıştırması, buraya kadarıyla, eğretileme
kapsamında görülebilir elbette — ben, her ne kadar,
düpedüz bir ilişki kurduğumu düşünüyor olsam da. Bundan
sonrası için, durumun eğretileme kapsamına alınabileceği
tartışılır. Kendi gövdemi bir başkasına, uğraşı mesleği
gövde okumak olan bir bilirkişiye, hekime sunduğum an,
farklı bir okuma anlayışı devreye girecektir: Tahliller
yapılacak, röntgenler çekilecek, ultrason aygıtlarına
başvurulacak, gövdenin belli bölgeleri dinlenecek, yoklanacak
ve bir tanıya doğru, yöntemin ve yorumun içiçe gireceği
bir okuma eylemi gerçekleştirilecektir.
Kitabım, içerdiği metin, bir tek benim okumama açık,
mahrem bir bütünlüktü; şimdi açık, açılmış durumda,
yüksek sesle konuşmaya, dile gelmeye başlayalı beri
benim okuma ve anlama sınırımdan taşmış, ünlemli ve
soru işaretli yaklaşımıyla benim üstünkörü yorumlarımı
zorlar biçimde karşımda, tek bir cümle kuruyor şimdi:
Beni anla, beni dindir.
Öyle yazılmışsa bir kitap, böyle okunacak.
Gövde, çeşitli anlam tabakalarından oluştuğunu, karmaşık
dilinin ifadesini bir aşamadan sonra karşımıza koyduğunda
gizinin koyulaştığını gösteriyor.
Sonra, yeniden, yalınkat akışına bırakıyor kendini.
Bir başka sefere gizini önümüze çıkarana dek, onu daha
iyi, sağlam bir okuma anlayışla kuşatmaya çağırıyor.
|