|
İZMİR ANSİKLOPEDİSİ
Hafta içi İzmir’e gittim, döndüm. Sınırlı boş zamanımda,
Kemeraltı sokaklarında gezdim ve yüzyıl başından kalma
evlerin, pasajların, çarşı dükkânlarının arasında dolaştım.
Oradan Pasaport’a geçtim ve Kordon’a uzanan bir açık
hava sergisinden “kartpostallarla İzmir”i okuma fırsatım
oldu. Geçmiş ve şimdiki zaman çarpıştı durdu zihnimde.
Kuşağımın pek çok üyesi gibi ben de, yakınmaktan ve
yitirilmiş olanın hasretini duymaktan uzak duruyorum
nicedir. Bunun yerine, bugün yapılabilecek birşeyler
varsa onları yapma çabası içinde olmak bana daha sağlam,
tutarlı bir yol gibi görünüyor.
İzmir Belediyesinin yayımladığı kent kültürü dergisi
İzmir, üzerinde durulmayı hakeden girişimlerden biri
işte. Dördüncü sayının dosya konusu da, rastlantı bu
ya, Kemeraltı’na ayrılmış. Şehir tarihçisi, kültür tarihçisi,
mimar, yazıları ve çizileri, belgeler ve fotoğraflar
eşliğinde bu örgüyü kuşatıyorlar. Gerisi yöneticilere
mi kalmış, hayır: Gerisi hemşerilere kalmış: Korumak,
geliştirmek, yeni yaklaşımlar getirmek, en çok o kentte
yaşayanların işi, tasası olmalı — yoksa, hiçbir çözümün
tepeden inme geleceğini, tutacağını sanmıyorum.
İzmir, her dönemde topografik önemini dayatmış bir yerleşim
merkezi. Asıl, XIX. yüzyılın ikinci yarısında öne çıkmış,
gücü artmış bir ticaret kenti. Kültürel gelişimi buna
koşut olarak tamamlanmış, doğal olarak: Şehrin dokusu,
mimarî özellikleri, toplumsal yaşam üslûbu ekonomik
dinamizminden soyutlanamaz şüphesiz.
Geniş bir ailenin önde gelen bir üyesi. Marsilya, Cenova,
Napoli, İskenderiye, Selânik gibi ortak özelliklere
sahip kentlerin çoğunu görme fırsatım oldu; benzerlikleri
şaşkınlık izlenimleri doğurdu her seferinde, içimde.
Napoli’yi ayırırsak, kozmopolit insan örgüsü başat olmuş
hepsinde. Petropoulos, Selânik’in bu boyutunu nasıl
yitirdiğini uzun uzun anlatmıştı, kitaplığından çıkardığı
pek çok kıymetli belge eşliğinde. İzmir için aynı görünümü,
Mübeccel Kıray’dan Rauf Beyru’ya, oradan da günümüz
araştırmacılarına sıçrayarak elde edebiliriz.
Düşünce üretmek için zemin gerek. Üniversite’nin, yerel
yönetimlerin, bağımsız yayın kuruluşlarının, görsel
ve yazılı medyanın kentlerin anatomisinin çıkarılması
bağlamında canalıcı roller üstlendiği, üstlenebileceği
tartışılmaz. Canlı bir organizma olarak her kentin,
ayrıca, farklı türden araçlara gereçlere gereksinim
duyduğu da unutulmamalı: Haritadan rehbere, makro monografilerden
mikro monografilere, kartpostal tıpkıbasımından sözlü
tarih çalışmalarına giden geniş bir yelpazede.
Türkiye’de, son çeyrek yüzyıl içinde, ivmesi giderek
artan bir üretim sözkonusu, bu alanlarda. İzmir örneğinde
olduğu gibi, araştırmacıların kentin herbir boyutunu
didikledikleri gözlemleniyor. İzmir’in, aslında, İstanbul
konusunda yapıldığı üzere, büyük, kapsamlı bir Ansiklopedi’si
olmalı, yapılmalı. Malzeme çoğaldıkça, arttıkça, onu
okurun kucaklaması, toplaması güçleşir; Ansiklopedi
toparlayıcı bir formdur, ayrıntılı takip için kaynakçalarıyla
meraklıları yönlendirebilir. Yeni teknolojileri de gözönünde
tutmak yararlı olur böyle bir projede: DVD, CD-ROM,
CD türü malzemeler eskisi kadar pahalı üretim alanları
değil artık: Hareket ve ses eklenmeli yarın yapılacak
ansiklopedilere.
İzmir ile ilgili şarkılar, ezgiler; filimler, belgeseller;
planlar, haritalar yazılı metinler kadar önemli. İzmir
Belediyesi, gördüğüm kadarıyla, kültür etkinlikleri
konusunda son derece duyarlı: Oylumlu, doyurucu, donanımlı
bir İzmir Ansiklopedisi için merkez olma görevini üstlenebilir
ve çeşitli dallardan araştırmacıların katkısını bu kaynağa
aktarabilir.
Tartışmak bile abes: Bütünüyle nesnel bir yaklaşım ister
doğru Ansiklopedicilik. İzmir’in tarihinde ne nasıl
yeralmışsa öyle değerlendirilmesi gerekir. Bana öyle
geliyor ki, aynı anda, bir de Yunanca ve İngilizce versiyon
da düşünülebilir.
İzmir yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ve Orta-Doğu’nun
da, başı çeken şehirlerinden biri.
|