|
DEDİ, DEDİM
— diyorlar, o konuda siz ne diyorsunuz?
# Diyorlar, demişlerdi, diyeceklerdir. O konuda da,
pek çok başka konuda da, benim bir diyeceğim yok. Diyeceklerimi,
öte yandan, bir biçimde değilse başka bir biçimde, her
vakit, dile getirmenin yolunu aradım. Metinler kurmak
istediğimde, kurmaya çalışırım; bir sözüm varsa, söylemeye;
yapabileceğim birşey varsa, yapmaktan geri durmam.
— dediler ama, dediklerinde sizin de bir söyleyeceğiniz
olmaz mı?
# Her seferinde olmaz. Aslına bakılacak olursa, çoğu
kez olmaz. Kişi, ötekilerin dile getirmesini beklediklerine
değil de, kendi dile getirmek istediklerine bakmalı.
Yazıyor, söylüyor, yapıyorsanız bir itiraz alanı açacaksınız
demektir. Birileri öfkelenir, reddeder; birileri yaralanır,
horgörür; öbürüleri beğenmez, eleştirir. Denilecektir,
denilegelmiştir. En doğrusu itiraz alanına saygı duymak,
dolayısıyla oradan uzak durmak.
— dediklerinde, siz de diyeceğinizi deseniz, bir söyleşi
doğmaz mı oradan, bir açılım yaşanmaz mı?
# O(nlar) demiştir, ben dersem, o(nlar) yeniden diyeceklerdir.
Bana kalırsa uzar gider kördüğümün iki ucundaki ipler,
bazan yeni düğümler de eklenir. Biri(leri)nin Hacivat’ı
ya da Karagöz’ü kesildiğinizi düşünelim bir an için:
İncir çekirdeği dolar mı? Üç yıl, yedi yıl sonra dönüp
baktığınızda, beyhûde zaman yitirmişim, diye düşünmez
misiniz?
— demelerine, demiş olmalarına tepki vermeyi boş çaba
görüyor, yerine kendi işinize bakmayı yeğliyorsunuz.
Karşıtlıklardan, farklılıklardan yararlanmanın hiç mi
anlamı yok sizin gözünüzde?
# Karşıtlık, farklılık başka şey; sürtüşme, itiş-kakış,
alım çalım bambaşka şey. Geçmişte, demişlerse benim
de bir diyeceğim olurdu. Yıllar, verdiğim tepkilerin
çoğunun gereksizliğini gösterdi. Önem taşıyan bir konuysa
benim için, yaklaşım düşündürücüyse, kalemi elime alırım
elbette. Yoksa, her diyene, her denilene yanıt vermeyi
aklımdan geçirmem açıkçası, herkesin düşüncelerine her
defasında karşılık verme hakkımın olduğunu da sanmıyorum.
— dediklerinde bile mi?
# Şiirim, yazarlığım, yazınsal kişiliğim hakkında ne
denirse densin, ki handiyse herşey denmiştir, yanıt
verme hakkımın doğabileceğine inanmıyorum. Buna karşılık,
birinin ya da birilerinin düşünceleri yeni kıvılcımlar
yaratıyorsa içimde, harekete geçmeme engel olan birşey
yok tabiî.
— de diyebilecekler demek ve sizin susmaktan başka çareniz
olmayacak, öyle mi!?
# Bakın, benimkisi alt tarafı bir görüş; “doğru”yu tekelinde
tutanlardan değilim bereket. Yazdıklarım hakkında hiçbir
değerlendirmeyi, yorumu yanıtlamayı aklımdan geçirmem.
Kitaplarımı yayımlıyorsam, onları maruz bırakmayı göze
almışım demektir. Yazdıklarımın önemli, yol açıcı, iyi,
özgün olduğu da söylenmiştir; okunaksız, züppe, zararlı,
sıfır olduğu da. Hangisinin doğru olduğuna ben karar
veremem ki.
— denildiğinde, niye karşı çıkmayasınız peki?
# Karşı çıkan çıkıyor zaten. Yazar, beni böyle değerlendiremezsiniz,
diyebiliyor. Gelgelelim, öyle değerlendirilmiş bir kere;
kayıtlara geçmiş. Başka türlü de değerlendirilecek,
o da kayıtlara geçecek. Önemli olan şu, burada: Sağlıklı
bir eleştiri ortamı var da, orada sağlıksız bir eleştirel
yaklaşım mı ortaya çıkmış? Kimse, Türkiye’de sağlıklı,
derin, ufuklu ve donanımlı bir eleştiri aygıtı olduğunu
ileri süremiyor. Dün, biri çıkmış, bir şairin 60 yıllık
serüvenini bir çırpıda haklamış, komşuları da buna kıskıs
gülmüş; eh, şimdi de sıra onlara gelmiş, doğal.
— denilebilecek kısacası, böyle mi yorumlamalıyız?
# Her dilin yazınında büyük, dönüştürücü yapıtlara;
iyi, önemli yapıtlara; düzgün ama minör yapıtlara; bir
de sıradan yapıtlara rastlanır. Sanırım, bir tek bizim
yazınımız için geçerli değil bu. Kim söyleyecek kötü,
minör, kalıcı yanı olmayan ürünlerin hangileri olduğunu?
Ben, herkesin bunu söylemeye hakkı olduğunu görüyorum:
Çünkü o hak, öteki yazarlar için kullanıldığında sorun
yok da, bizim metinlerimiz sözkonusuysa, kimseye verilmeye
yanaşılmıyor.
— denilebilir mi ama: Herşeyin bir yeri, bir dile getirilme
biçimi yok mudur, olmamalı mıdır?
# Bizim edebiyat ortamımız her vakit bir yargı(lama)
mekânı, bir kanaat kürsüsü oldu. Temellendirme alışkanlığı,
terazili davranma geleneği oluşmadı. Geçenlerde bir
doktora tezi geldi önüme, olgun kuşak şairlerimizden
birinin özgün olmadığını, yabancı şairlerin neredeyse
birebir çevirisi sayılabileceğini savlayan bir çalışma.
Küçük bir sorun vardı oysa: Doktora sahibi tek kelime
yabancı dil bilmiyordu. Bir görme özürlünün resim eleştirmeni
olması gibi bir durum. Bu örnek, bence sıradışı bir
olayı yansıtmıyor, içinde bulunduğumuz kültürel bütünlüğün
ortalamasını simgeliyor. Yargı(lama) ve kanaat egemense,
bunun yeri olmaz ayrıca: Her yerdedir.
|